Yazar: Kelly Brogan, MD

 

Feminist görüşlü, doğrucu ergen olarak farkındalığımın ilk zamanlarıydı, doğum kontrolünün kadın hakkı olduğunu düşünmeye başladığım sıralar (sentetik sahtekarlar ile hormonlarımı hırpalamayacağımı söyleyen de kim olurmuş). Pervasızca korunmasız cinsel birleşmeye yönelik üstü örtülü serbestlik, gebelikten korunma konusunda yetkiyi toptan dişi eşe devretme, bir kadının doğurganlık çağındaki enerjiyi ateşleyen geri bildirim sistemlerinden kökten ayrılışı hakkında incelikli hususları öğrenmek yıllar alacaktı.

Bu hususlar, sentetik hormonların metabolize edilişi etrafındaki işlevsel biyokimyasal hususları öğrenmeye başlamadan çok önce, Farma’nın (ilaç endüstrisinin) bu hediyesi ile ilgili algımı değiştirmeye başlayacaktı. Dünya çapında 100 milyon kadın bu türden bir hormonal baskılama kullanırken, kaçının bu hapın vücutta incelikli ama çok önemli düzen bozucu etkisi olduğu bilgisine haiz olduğunu merak etmek durumundayım; üzerinde fikir birliğine varılmış tromboembolizm, hiper tansiyon, serebrovasküler vakalar, safra kesesi taşı ve kanser riskinden bahsetmiyorum bile.

Hormonlarımız düzen bozmak ile ilgili kötü nam salmış olsa da bizi yüksek rölyef gibi kabartan –heyecanlandıran, harekete geçiren, yöneten ve canlandıran da onlardır. Cinsiyet hormonları, tiroid hormonu ve adrenal hormonlar arasındaki yüksek derecede doğrusal olmayan ilişkiler üç boyutlu gözlüğün sihiri gibidir: bir camı örterseniz, baktıklarınız o kadar da heyecan verici görünmez.

Hastalar bana düşük libido, mutsuz ya da sönük ruh hali, fazla kilo, saç dökülmesi ve düşüncede bulanıklık şikayetleri ile geldiklerinde ilk sorum, “Hap kullanıyor musun?” oluyor. Adet öncesi asabiyet, uykusuzluk, ağlama hali, şişkinlik ve meme hassasiyeti şikayeti ile gelip de ağızdan doğum kontrolü ve belki antidepresan sürecine başlama onayı vermemi talep ettiklerinde, ülke çapındaki “tek-ölçü-herkese-uyar-herkesi-iyileştirir” psikiyatristleri ve jinekologları, ilk yorumum “Daha iyi bir yol var.” oluyor.

Hormonal dengesizliğin işaretleri, kaynağında düzeltilmek için fazla karmaşık bir sorun olarak genellikle hızlıca savuşturulur. Kendi uygulamamda, diyet önerilerini, hedefe yönelik beslenme müdahalelerini ve vücudun uyumu yakalamak için kendi güdümünü teşvik edecek bitkisel seçenekleri daha iyi kişiselleştirebilmek için öncelikle tanılara bakıyorum. Eğer bu, onların optimal şekilde çalışan hormonal bir sisteme sahip olma hakkını kutlamaya yetmiyorsa ve aynı zamanda döllenmiş bir yumurta sahibi olmama (gebeliği önleme) hakkını korumak istiyorlarsa, o zaman hormonal olmayan IUD (rahimiçi araç) öneriyorum, Daysy gibi şık bir cihaz, ya da caanım eski usül prezervatif.

Neden bir kadına hormonal benliğinin iki boyutlu halini sunmanın büyük bir mesele olduğunu düşünüyorum? Çok basit olarak çünkü, eğer muayenehaneme gelmişse, bu, ruh hali ve anksiyete ile cebelleşen biri demektir ve en son yapması gereken şey sentetik hormonlar ve bunların getireceği farmakolojik külfet ile kendi iyileşmesinin önüne engel koymaktır. 1960’lardan bu yana, doğum kontrol haplarının ruh haline olası etkileri etrafında bir uzlaşmazlık var, ancak 50 yıldan fazla süredir kullanılmaları sorunu gidermiş değil.

Ancak şu kabul ediliyor; depresyon, hapın kullanımının bırakılmasındaki en yaygın sebep. İkna olmak için, kombine doğum kontrol hapı kullanan kadınların kullanmayanlara göre önemli ölçüde depresif olduklarını gösteren pilot çalışmalara ihtiyacım yok, çünkü bunu ilk elden görüyorum, özellikle doğum kontrolüne (hormonal rahimiçi araç, sadece progestin ya da kombine) doğum sonrası başlayanlarda.

Veriler, adet döngüsü boyunca ve gruplar arasında ruh patolojisinin tutarsız değerlendirmeleri ve çalışmanın tasarımına bağlı olarak genelde güvenilir değil, ama doğum kontrol haplarının depresyon ve/veya ruhsal bozukluklara yönelik önemli bir risk faktörü oluşturduğu bir kadın altkümesi olabileceğine ilişkin fikir veriyor.

Bu kadınlar kimler olabilir? 13 prospektif çalışmadan anlaşılan, kişisel veya ailede psikiyatrik geçmişi olup (gerçi şu noktada bu, tüm nüfusu kapsamıyor mu?) hamilelik/ doğum sonrası ve adet öncesi daha da şiddetlenen durumda ve genç yaşta. Daha açık ifade etmek gerekirse, hap kullanmaya başlamadan önce adet öncesi ruh halleri belirtileri yaşayan kadınlar düşük progestin dozlarında ya da trifazik (üç evreli) haplarla daha fazla beklenmeyen, ters etki görüyor; böyle bir geçmişi olmayan, yüksek progestin preparatları ile daha fazla psikiyatrik yan etki yaşayan kadınların aksine.

Bu yan etkiler tesadüf olabilir mi? Bu yan etkiler, araştırmalarda karıştırıcı değişken olarak yanlılığı mı yoksa adet döngüsünü bastırmayı seçen kadınların önceden depresyona eğilimli olma ihtimali gerçeğini mi temsil ediyor olabilirler? Mümkündür, ama şu bazı önemli düzeneksel anlayışlar da öyle:

  • Sentetik hormonlar, kombine doğum kontrol haplarındakiler gibi, dolaşımdaki mevcut testosteron ve tiroid hormonlarını bilfiil düşürerek tiroid ve seks hormonu bağlayıcı globulin’i (SHBG) yükseltir (ki bu size düşük libido ve aynı zamanda hipotiroid, depresyon, kabızlık, fazla kilo, bulanık düşünce, cilt ve saç kuruluğu da sunar). Üç tür hormonal doğum kontrolü üzerine yapılan randomize, açık etiketli, 9 hafta süren bir çalışma, üçünün de SHBG’yi ve aynı zamanda insülin direncini ve enflamatuar belirteç olan c-reaktif proteini artırdığını göstermiş. Bir başka çalışma SHBG’de artışın hapı bıraktıktan uzun süre sonra devam edebileceğine, cinsel işlev bozukluğu/düşük libido konusunda payı olacağına işaret ediyor. Yeri gelmişken, PCB’ler, BPA’lar ve fitalatlar gibi zenoöstrojenlerin yanı sıra bağırsak dysbiosis’i ile gelişen östrojenlerin vücuttan atılması sürecindeki zaaflar da SHBG’nin artışına destek çıkar ve istenmeyen “östrojen baskınlığı/ fazlalığı” durumuna yol açar.
  • Doğum kontrol hapları oksidatif stresi artırır. Genel olarak stres, taleple başa çıkmakta yetersizlik olarak tanımlanır ve oksidatif stres, mevcut antioksidan enzim ve etkenlerin sayısını aşan miktarda, sürekli reaktif oksijen türlerine maruz kalan vücutta yıkıcı bir güçtür. Oksidatif stresin ölçülerinden birisi, lipid peroksidasyonu, doğum kontrol hapı kullananlarda daha yüksek bulunmuş ve bilinen antioksidanlar E ve C vitaminleri ile tedavi edildiklerinde, referans değerleri bulmasa da, iyileşme sağlanmış.
  • Doğum kontrol hapları; vitaminleri, mineralleri ve koenzim Q10, E vitamini ve Toplam Antioksidan Aktivitesi ile ölçülen antioksidanları tüketir. Daha açık ifade etmek gerekirse, doğum kontrol haplarının, serotonin ve GABA üretiminde eş faktör olan B6 vitamininin yanı sıra randomize enine kesit (gözleme dayalı) bir çalışmada gösterildiği üzere çinko, selenyum, fosfor ve magnezyumu tükettikleri bilinmektedir. İlginç şekilde, kontrol grubuna kıyasla, doğum kontrolü kullanımı, (aşırı uyarılma hissi veren katekolaminleri upregüle eden/artarak düzenleyen) yüksek bakır seviyeleri, demir (oksitleme yanlısı), kalsiyum ve kadmiyum ile ilişkilendirilmiş. Bu vitaminleri takviye etmek yetersiz bir çaba olduğuna göre belki en iyisi baştan bunlara hiç bulaşmamak!

İnceleme aynı zamanda bu risklere açık hastaların belirlenmesinde hormon hassasiyetinin (adet döngüsü geçmişi, akne/hirsuitizm (aşırı tüylenme), vücut kitle indeksi), hormonal düzensizliğe işaret eden eş zamanlı ortaya çıkan teşhislerin (tiroid, diabet, meme kanseri) ve temel hormon değerlendirmesinin de dahil edilmesi gerektiğini ele alıyor. Ben de eklemek isterim ki antioksidan ve mikrobesin seviyeleri ve enflamasyon göstergeleri değerlendirmesi de risk sınıflamasında kolaylık sağlar.

Benim farmasötik müdahalelere yönelik temel sıkıntım şu- ilaç tedavisinin bir bedeli var ve eğer bireyin ne tür çevresel ve genetik risklerle geldiğini bilmiyorsak risk/yarar analizi yapmak çok zor. Eğer asgari ile gözardı edilebilir riski olup bir miktar kanıta dayalı faydası olan bir tedavi seçeneği varsa, bu, bence sağlığa giden daha hassas ve hafif bir yolu temsil eder. Günümüzde, kadın özgürlüğü hareketi, reçetenin pençesinden uzak, daha ziyade sağlıklı ve mutlu bir adet döngüsü izlenimi uyandırıyor.

 

Bu metin ilk olarak Mad in America’da That Naughty Little Pill adı ile yayınlanmıştır.

Psikiyatrist Uzm. Dr. Kelly Brogan

  • New York, Cornell Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu
  • Massachusetts Institute of Technology (MIT)’de Beyin ve Bilişsel Bilimler/Sistemler Sinirbilimi dalında yüksek lisansı var
  • Entegratif Bütüncül Tıp Uygulayıcısı
  • NY Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi

© Kelly Brogan MD. Bu yazı Dr. Kelly Brogan’ın izni ile çevrilmiş ve sizlerle paylaşılmıştır. Kendisinin diğer yazılarını okumak ve haber bültenine abone olmak için sitesi ww.kellybroganmd.com‘u ziyaretiniz yeterli.

 

Yorumlar