Tarihe geçecek resmi ve global bir skandala doğru yol almakta şu an Aşı Güvenliği Konusunda Global Danışma Komisyonu (GAVCS), Japonya Sağlık Bakanlığı, ABD’nin federal Hastalık Kontrol ve Önleme Dairesi (CDC), Yeni Zelanda Aucland Üniversitesi ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri.

İnsan Papilloma Virüsü (HPV) aşısı bugüne kadar uygulamaya alındığı her ülkede yoğun sakatlıklar yaratmış ve mağdur halktan yığınla da tepki almış bir aşı. Aşıdan zarar gören kız ve oğlan çocuklarının aileleri tarafından düzenlenen kampanyalarda bu aşının zararlarına dikkat çekilmeye, kendi ülkelerindeki tıp camiası ve politikacıların ataleti bırakıp verilen zararı tanımaları, başkalarının da zarar görmemesi için HPV aşısına verilen onayın kaldırılması ve tıbben harabeye dönmüş bluğ çağındaki çocuklarının bakım ve tedavisine odaklanılması konularında farkındalık yaratılmaya çalışıyor.

Siyasetçisinden sağlık bürokratına, karar alıcı idari kuruluşlardan genel manada ananakım tıp camiasına bakıldığında bu konuda doğru adımı atıp, gerekli iradeyi gösterebilmiş sadece tek tük birkaç istisnadan söz edebiliyoruz. Tıp camiasında bu konuda süregelen apati ve atalet hali ise tepki uyandırmaya, duyulan kızgınlığın giderek artmasına neden olmuş ve artık ülkelerin sınırlarını da aşarak mağdurların haklı adalet talebinin tüm dünyada yekvucut olarak seslendirilmesiyle sonuçlanmış bulunuyor.

HPV aşısı ne güvenli ne de işe yarıyor, bu tıbben inkarı mümkün olmayan bir gerçek. Bu aşının tehlikelerini saklamak için girişilen bilimsel sahtekarlık vakaları ve işlenen tıbbi suçlar gün yüzüne çıktıkça suçlular panikliyor. Karar tıp camiası mensuplarının – verilen emri mi yerine getirecekler yoksa bir durup düşünecekler mi? Eldeki kanıtlar, danışanlarına HPV aşısını önermeye ve uygulamaya devam eden sağlıkçılar hakkında rahatlıkla yasal işlem başlatılmasını sağlayacak denli net.

Peki ama, tehlikeleri bunca aşikar bir aşı nasıl onay alabilmiş, nasıl hala kullanılabiliyor ve piyasadan çekilmiyor diyenlerimiz ‘iş’in asıl can alıcı kısmını gözden kaçırıyor demektir. Şöyleki:

  • Merck’ün Gardasil marka aşısı 2006 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA tarafından normal ruhsatlandırma prosedürleri by-pass edilerek, güvenlik çalışmalarının tamamlanmadığı bilinmesine rağmen “fast-track” dediğimiz yöntemle kestirmeden onay alıyor.
  • Bizim sağlık camiamızın güvenilirliğinden salt Amerika’da onay almış olması nedeniyle emin olduğu bu aşı için Amerikan devleti aşı mağdurlarına 2007‘den bu yana 6 milyon dolar ödemiş durumda. Ve aşıdan olduğu kabul edilip de bu sus payı verilenler, başvuran mağdur sayısının 4’te 1’i yalnızca. Tazmin edilenler arasında 2 de ölüm vakası var.
  • Diğer yandan ABD’de aşı mağdurlarının firmayı doğrudan dava edemediğini, firmaları koruyabilmek için araya devletin girerek, oluşturulan özel bir mahkeme sistemiyle mağdurların federal devletin sağlık bakanlığı ile karşı karşıya bırakıldığını ve aşıdan zarar gördüğünü ispat yükümlülüğünün de devletin resmi makamlarına karşı bireyde olduğunu hatırlatalım.

Ve yasal kovuşturmadan devlet eliyle tamamen muaf tutulan aşı üreticisi firmanın sadece ABD’de, sadece 2006’dan bu yana, sadece Gardasil aşısından elde ettiği kar 1.7 milyar dolar.

Sıfır yasal sorumluluk ve 1.7 milyar dolarlık net kazanç MERCK’e, 6 milyon dolar imkansızı başarıp devletten tazminat alabilmiş mağdurlara… Sanırız başka söze gerek bile yok…

Şimdi gelin skandalın son perdesindeki oyuncuları yakından tanıyalım ve olayların gelişimine bakalım.

Dr. Sin Hang Lee’nin Dünya Sağlık Örgütü başkanı Dr. Margaret Chan’e açık şikayet mektubunda kanıt olarak kullandığı, Yeni Zelanda’daki Bilgiye Erişim Özgürlüğü Yasası’ndan faydalanılarak ele geçirilmiş yazışmaların muhatapları şunlar:

  • Helen Petousis-Harris (PhD, MRSNZ): Auckland Üniversitesi’nde Bağışıklama Araştırmaları ve Vaksinoloji dalı idari başkanı (Yeni Zelanda)
  • Robert Pless (MD, Msc): Kanada Halk Sağlığı Dairesi GACVS’nin Başkanı, Tıp hekimi
  • Dr. Koji Nabae: Japonya Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bakan yardımcısı
  • Patrick Louis F. Zuber: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)—Global Aşı Güvenliği İnisiyatifi, Esansiyel Tıbbi İlaçlar ve Sağlık Ürünleri Departmanı, İsviçre, Cenevre
  • Melinda Wharton (MD, MPH): Amerika Birleşik Devletleri CDC/OID/NCIRD temsilcisi tıp hekimi
  • Isabelle Sahinovic: DSÖ’ye bağlı Global Aşı Güvenliği İnisiyatifi sekreteryasında memur
  • Philipp Lambach: DSÖ’ye bağlı Global Aşı Güvenliği İnisiyatifi sekreteryasında görevli tıp mensubu

GACVS nedir?

Dünya Sağlık Örgütü bünyesinde oluşturulmuş, tüm dünyadan üyeleriyle aşı güvenliği konusunda hizmet veren global aşı danışma konseyi bu.

Üyelerinin isimlerine internetten ulaşılamıyor fakat kendi websitelerine göre GACVS, “aşı güvenliği konusunda kısa veya uzun vadede ulusal bağışıklama programlarının kaderini etkileyebilecek global veya bölgesel sorunlarda Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ye bağımsız, kati surette güvenilir, bilimsel tavsiyeler sağlıyor.”

Ayrıca GACVS, “aşılar ve/ya aşı bileşenleri ile istenmeyen etkiler arasında neden-sonuç ilişkisi olup olmadığını belirliyor. Ve fakat görev tanımında bunlar yazan kuruluşun 26 Şubat 2014’te Japonya’daki HPV aşısı GARDASIL ile ilgili duruşma öncesinde sorunları gizlemek amacıyla nasıl bir çalışma içine girmiş olduğunu ele geçen yazışmalar ortaya koyuyor maalesef.

Dr. Sin Hang Lee’ye göre GACVS üyeleri görev ve sorumluluklarını ihmal ederek, “belirli bazı aşılar/aşı bileşenleri ile doğurduğu istenmeyen etkiler arasındaki ilişkiye dair kendilerine sunulan düzgün metodolojik ve ampirik araştırmaları değerlendirmeye ALMAMAK üzere” gizli işbirliği yapıyorlar.

Çinli Dr. Sin Hang Lee 50 yıllık tecrübeye sahip bir patalog. Yale Üniversitesi’nde öğretim üyeliği geçmişi var ve şu an Connecticut’taki Milford Molecular Diagnostics Laboratory adlı laboratuvarın direktörü.

Son on yıl içinde HPV, Gonore (bel soğukluğu)’ndan sorumlu Neisseria gonorrhoeae bakterisi, cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyona yol açan bir bakteri olan Chlamydia Trachomatis, Lyme hastalığında sorumlu borreliae ve Ebola virüsü için devlet hastanelerinin kendi bünyesinde uygulayabileceği sekanslama bazlı Sanger tahlil yöntemlerini geliştirmiş hekim.

2012’de Yeni Zelanda’da Gardasil aşılamasından 6 ay sonra hayatını kaybeden Jasmine Renata’nın ölümünü araştırmak için çağrılıyor. Aynı zamanda Japon sağlık bakanlığınca 2014’te düzenlenen soruşturmada ifadesine başvurulan araştırmacılardan.

Japon Halkı İlaç Endüstrisine Karşı

Şimdi Dr. Lee’nin daha önce de paylaştığımız açık şikayet mektubunda, yukarıda adı geçen bireyleri HPV aşısının güvenliği ile ilgili soruşturmada kanıt olarak sunulan bilimsel verileri kasten çarpıtmak üzere işbirliği yapmakla itham ettiği olayların gelişimine bakalım.

  • 2013 Nisan ayında Japonya HPV aşısı Cervarix’i rutin olarak önerilen aşılar listesine ekliyor.
  • 2013 Haziran ayına gelindiğinde ise (sadece 2-3 ay içinde) Japon Sağlık Bakanlığı, gayet yerinde bir kararla, olağanüstü artan aşı reaksiyon bildirimleri nedeniyle aşı uygulamasını askıya alıyor.

O zamana kadar ise Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Fransa, Birleşik Krallık, Avustralya, Yeni Zelanda, İrlanda, İskoçya, Danimarka, İspanya, Norveç, İtalya, Brezilya, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, İsrail, Güney Afrika ve diğer ülkelerde bu aşıdan dolayı alarm verici düzeyde ağır yan etkiler görüldüyse de, diğer devletler Japonya örneğinde olduğu gibi aşı uygulamasını bilimsel bir teftişle güvenilirliği kanıtlanıncaya dek askıya alma yoluna gitmiyor.

Japonya bu aşıyı resmi olarak önerme kararını askıya almış olsa da, yürütülen soruşturmaya değin devletin aşının istenmeyen etkilerine karşı resmi duruşu bunların “psikosomatik reaksiyonlar” olduğu yönünde!

  • Ruhsat almasından sonraki süreçte GARDASIL ile ilgili açığa çıkan en şaibeli bulgu 2011’de yine Dr. Sin Hang Lee’den geliyor:

Çeşitli ülkelerden getirttiği 13 GARDASIL aşı numunesinin hepsinde HPV L1 genine ait DNA fragmanları buluyor.

Halbuki bu, aşının üreticisi Merck ve onay veren kuruluş FDA’nın o güne kadar kesin surette inkar ettiği bir şey.

Bu ‘Non-B konformasyonlu DNA yapıları’ ne yapıyor peki?

Nörolojik hastalıklar ve genom bozukluklarına yol açıyor.

Tanıdık geliyor mu bu bizlere?

Dr. Lee diyor ki, çocuklarda ve genç kızlarda Gardasil aşılaması sonrası görülen bir dizi otoimmün hastalıktan işte bu yeni tip Non-B konformasyonlu DNA yapıları sorumludur, bu konunun detaylı şekilde araştırılması gerekir.

  • Dr. Lee’nin bulguları Dr. Laurent Bélec tarafından da replike ediliyor. Şöyle diyor Dr. Belec:

İlk veriler, Fransa’da piyasaya sürülen Gardasil marka aşının test edilen tüm farklı partilerinde HPV L1 DNA’sı ile kontaminasyon göstermektedir. Yapmış olduğumuz bağımsız gözlemler Lee SH’nin daha önceki gözlemlerini teyit eder ve daha da genişletir yöndedir.

  • Dr. Lee ayrıca Yeni Zelanda’da Gardasil aşılamasından altı ay sonra ölen genç kızın vefat sonrası alınan kan örneklerinde HPV-16 L1 DNA parçacıkları da buluyor.

Yayımladığı bu olgu sunumunda bu yeni bilimsel keşifle ilgili tıp camiasını daha fazla inceleme yapmaya davet ediyor.

Bu noktada böyle bir çalışma için bilim dünyasının birbirini çiğneyerek fon yarışına gireceğini, diğer yandan da uluslararası soruşturma açılsın diye ayağa kalkacağını düşünürsünüz, ancak hiç de öyle olmuyor.

  • Dr. Lee’nin bulgularına FDA 21 Ekim 2011’de ‘evet, HPV L1 geni DNA fragmanları aşı son ürününde bulunmaktadır’ itirafı ile yanıt veriyor, ancak bunun aşının üretim prosesinin zaten beklenen bir sonucu olduğunu ve sağlığa herhangi bir zararının olmadığını söylüyor. Ancak Dr. Pless’in bundan 3 sene sonra bizzat keşfedeceği gibi, FDA bu açıklamasını destekleyecek hiçbir bilimsel kanıt ortaya koyamıyor.

Hakikaten de, insan bedenine yabancı DNA parçacıklarının güvenle zerk edilebileceğini gösteren hiç çalışma yok.

  • Ve Tokyo 2014‘teyiz… Dr. Lee oldukça ses getiren çalışmasından GARDASIL’in DNA fragmanları taşımasının yanında, bunun hiç de zararsız olmadığına dair bilimsel kanıtlarını sunmaya hazırlanıyor.

Dr. Lee’nin çalışması bu DNA fragmanlarının aşı adjuvanı alüminyuma tutunduğunu, kan dolaşımında makrofajlarca taşınan bu parçacıkların beyne ulaştığını, bu yolla potansiyel olarak otoimmün hastalıklara veya ölüme yol açtıklarını gösteriyor. Dr. Lee’nin konuyla ilgili açıklamasını kendisinden duyalım şimdi.

[Dileyenler altyazı seçeneğini kullanabilirler.]

  • Dr. Lee’nin iddialarını geçersiz kılacak hakem kontrollü herhangi bir çalışma olmadığından GAVCS ve Dr. Pless sevimsiz bir halkla ilişkiler sorunuyla karşı karşıya kalıyor.

Konuya verilen ilk tepkinin ortaya konulan iddiaları çürütmeye çalışmak olması hakikaten tuhaf, zira dünyada aşı güvenliğini teminden sorumlu bir kurumun, aşılarla ilgili olasılığı hayli yüksek risk sinyali veren böyle bir çalışmadan sonra hakikaten ortada böyle bir sorun var mı yok mu diye araştırmak üzere bilimsel çalışmalara finansal kaynak yaratmasını, işin aslını öğrenmeye çalışmasını, iddiaları çürütmeye çalışmak yerine teyit etmeye bakmasını beklersiniz. Oysa Dr. Pless’in tek düşündüğü, Tokyo’daki halka açık münazaradan önce bir şekilde Dr. Lee’nin iddialarının aksini kanıtlamak.

  • Duruşmanın akabinde, 12 Mart 2014’te GAVCS, Tokyo’da sunumu yapılan kanıtlara cevaben (daha sonra ele geçirilen e-maillerden bu açıklamanın kamuoyuna açık münazaradan önce hazırlanmış olduğunu öğrendiğimiz) resmi bir bildiri yayımlıyor. Dr. Lee’nin özellikle bu bildiriye itirazı var; gerçeklere dayanmadığını ve referans olarak verilen bilimsel çalışmaların yanlış aksettirildiğini söylüyor. Dr. Pless ve Japonya Sağlık Bakanlığı ile bakanlığın duruşmada sunum yapmak üzere seçtiği Yeni Zelanda’dan Dr. Helen Petousis-Harris arasında geçen bu yeni ortaya çıkmış yazışmalardan hareketle de, bilimsel gerçeklerin kamuoyunu yanıltmak amacıyla kasten çarpıtılmış olduğuna inancını dile getiriyor. Bu kişilerin amacının halkı duruşmada ortaya konulacak bilimsel kanıtların geçersizliğine ikna etmek olduğu gözüküyor.

Dr. Robert Pless

Dr. Lee’nin en çok üzerinde durduğu nokta, Dr. Pless’in birbiriyle alakasız iki yayını aynı şeyden bahsediyormuş gibi gösterip sonra ikisini birden geçersiz ilan etmiş olması. E-maillerden Dr. Pless’in bunların tamamen farklı konular hakkındaki iki ayrı yayın olduğunun farkında olmasına rağmen, hazırlanan bildiride bunlardan birinde ulaşılan sonucun aksini gösteren teknik bir rapora dayanarak sanki her iki çalışmanın da aksi ispat edilmiş izlenimi verilerek kamuoyunun kasten yanıltılmaya çalışıldığı anlaşılıyor.

Bahsi geçen çalışmalardan biri Tomlijenovic/Shaw’a ait HPV-16 L1 virüsü benzeri partiküllerin gösterildiği çalışma, diğeri de bizzat Dr. Lee’nin yürüttüğü ve HPV L1 geni DNA fragmanları ile ilgili çalışma.

Bunları çürütüyor diye Dr. Pless’in kaynak olarak gösterdiği Amerikan CDC’sine ait teknik rapor ise, isimsiz katılımcılarla yapılmış bir telefon görüşmesine dayanıyor ve sadece HPV-16 L1 VLP’lerini konu alıyor, HPV L1 DNA fragmanlarının insanlara enjeksiyonun sonuçları ise hiç geçmiyor dahi raporda.

Tüm bunların üzerine, GAVCS sunduğu bu materyali bizzat incelemediklerini, bunun yerine çalışmaların (yine isimleri gizli) bir uzman panelin incelemesinden geçmiş olduğunu itiraf ediyor, konuyla ilgili başka herhangi bir açıklama da sunmuyor. Oysa Dr. Lee’nin HPV L1 DNA fragmanları hakkındaki çalışması, CDC’nin bu herhangi bir dergide yayımlanmamış raporundan sonra çıkmış bir yayın, yani doktorun DNA fragmanları ile ilgili bulgularını tutup bu rapora dayanarak geçersiz ilan edemezler dahi. Şu anda dünyada HPV L1 gen DNAsı fragmanlarının insan (veya hayvan) bedenine güvenle zerk edilebileceğini destekleyecek tek bir çalışma yok. Hatta Dr Lee’nin bu konudaki ifadesi şu:

Doğal HPV DNA’sı kan dolaşımında fazla kalmıyor. Ve fakat Gardasil’deki HPV DNA’sı ‘doğal’ DNA değil. Bu, VLP (virüs benzeri partikül) proteini üretilebilsin diye maya hücreleri içerisine yerleştirilen-gen mühendisliği yoluyla üretilmiş- rekombinan bir HPV DNA’sı (rDNA). rDNA’nın ise doğal DNA’dan farklı davrandığı biliniyor. rDNA insan hücresi içine girebiliyor, özellikle de aşıdaki alüminyum adjuvanının etkisiyle oluşmuş enflamatuvar lezyonda görüyoruz bunu. Bu rekombinan (yeni birleşimli) DNA‘nın bir bölümü insan hücresine girdiği takdirde doğuracağı sonuçları kestirmek güç. Kısa süreliğine de hücrede kalabilir, sonsuza kadar da, mutasyona yol açabilir de açmayabilir de. Artık konak hücrede hem insan DNA’sı hem de genetiğiyle oynanmış virüs DNA’sı vardır.”

  • Duruşmadan önce Dr. Lee’nin savlarının aksini kanıtlayacak çalışma arayışına giren Dr. Pless, Yeni Zelanda’dan ‘Bağışıklama Araştırmaları ve Vaksinoloji dalı idari başkanı’ Dr. Helen Petousis-Harris ile iletişime geçiyor, zira kendisin Dr. Lee’nin savlarını madde madde çürüten bir blog yazısı var. Dr. Pless Dr. Helen’e emailinde GAVCS’ın bu ‘DNA problemi’ni savuşturacak bir çalışması olmadığını itiraf ettikten sonra, gördükleri kadarıyla bu konuda bir şeyler yapmaya teşebbüs etmiş tek kişi olarak kendisiyle iletişime geçtiklerini söylüyor.

Dr. Helen Petousis-Harris

Bu da hayli enteresan… Dr. Helen Petousis-Harris’in Dr. Lee’nin bulguları hakkında bu tür yorumlarda bulunabilmesi için gerekli bilimsel altyapısı olduğunu gösterecek hiçbir yayını bile yok. Dr. Pless’in yana yakıla aksi bir şeyler söyleyecek birilerini bulma telaşı içinde attığı ağa öylesine takılmış biri sadece.

  • Dr. Petousis-Harris dakika sektirmeden verdiği cevapta, “Kraliyet Teftiş Komitesi üyelerinin soruşturmasında kullanılabilsin diye bu yalanlamayı son dakikada sosyal medya ortamına atmak durumunda kaldım”, diye belirtiyor. Bahsettiği teftiş komitesi, Gardasil’den öldüğü düşünülen Jasmine Renata vakasını soruşturan resmi komite. Dr. Lee’nin Jasmine’in ölümüyle ilgili o komiteye vermiş olduğu uzman görüşü ise şöyle:

Bu yabancı DNA fragmanlarının aşılamadan 6 ay sonra otopsi numunelerinden çıkmış olması, Gardasil ile vücuda zerk edilmiş virüs geni veya plasmidin DNA fragman kalıntılarından bir kısmının, makrofaj içinde oluşturmuş oldukları DNA-alüminyum kompleksleri veyahut da insan genomuna entegrasyon yoluyla vücutta degradasyondan korunmuş ve bozunmadan kalmış olduklarını gösteriyor.”

Degrade edilmeden kalmış bu viral ve plasmid DNA parçacıklarının makrofajları aktive ederek, insan ve hayvanlarda ölümcül şok oluşumuna yol açabilen miyokardiyal bir depresan olan tümör nekroz faktörü salgılamalarına neden olduğu bilinmektedir. “

18 yaşındayken Gardasil dolayısıyla öldüğü düşünülen Jasmine Renata

Aynı e-mailde Dr. Petousis-Harris bir başka ‘bilim blogu yazarı‘ndan daha bahsediyor. Bu meşhur şahsiyeti esasında Amerikan ve dünya kamuoyu endüstrinin dezenformasyon kampanyalarını internet üzerinden müthiş bir örgütlenmeyle yürüten ‘Sözde-Skeptisizm’ akımının bugünkü lideri olarak tanıyor. Dr. Petousis-Harris Dr. Pless’i “bu konuya kafa yormuş” diye lanse ettiği bu kişiye yönlendiriyor. Şikayet mektubunda Dr. Lee bu şahıs hakkındaki görüşünü ise şu sözlerle ifade ediyor: “Bilim savunucusu kisvesi altında internette itibar cellatlığı yapan biri”.

Science-Based Medicine adlı blogda yazılar kaleme alan skeptik David Gorski.

  • Petousis-Harris yazışmalarda bu konuda uzman olmadığını kendisi ifade ediyor zaten ve konuyla ilgili bilgi açığını da, Dr. Lee’nin mektubunda da işaret ettiği gibi, farkında bile olmadan e-maillerinde açık ediyor da. Pless’in kendisine “adjuvana sıkı sıkıya bağlanmış VLPlerden” bahsettiğini ve “Shaw ve Tomljenovic’in ‘hipotez’inin de bunun bir şekilde makrofajlarca beyne taşındığı” olduğunu zannediyor. Oysa VLP’lerle ilgili böyle bir bahsin geçmesi bile imkansız, bunu konuya hakim her hekim veya biliminsanının bilmesi gerekir ve belli ki Petousis-Harris saldırı için hedef gösterilen iki çalışmayı ve bunların ‘hipotez’lerini de birbirine karıştırmış durumda.
  • Buna rağmen, Tokyo duruşması için Skype üzerinden sunum yapmak üzere kendisi “uzman” olarak seçiliyor.
    Dr. Lee’ye göre Petousis-Harris’in sunumu hem yanlışlıklarla hem de itibar cellatlığı denemeleriyle dolu. En göze batan örnek olarak, Petousis-Harris’in tıp biliminin en temel esaslarından anlamadığını ortaya koyan şu ifadesini veriyor:

“(Aşılanmamış bireylerden oluşan) kontrol grubu kullanılmamış. Bilimsel prosesin vazgeçilmez parçasıdır oysa bu.” (Vurgu Petousis-Harris’e ait)

Kontrol grubu elbette bilimsel prosesin vazgeçilmez parçası, ancak Dr. Lee’nin olgu sunumu için geçerli değil bu. Olgu sunumları tıpta, ileride klinik deneylere taşınarak daha fazla araştırılması gerekir diye düşünülen ilginç önbulguların hekimlerce tıp ve bilim camiasına bildirebilmesi için kullanılıyor.

  • Duruşmaya hazırlık olarak Japon Sağlık Bakanlığı’ndan Dr. Nabae, önceki oturumlardaki düzgün ve akredite bilimsel sunumları bildiğinden Petousis-Harris’in slaytları için birkaç değişiklik teklif ediyor. Dr. Lee’den dinleyelim:

“Dr. Nabae, Dr. Helen Petousis-Harris’in “HPV aşısı alımındaki immün aktivasyon, lokal enflamasyon sırasında enjeksiyon yerinde büyük reaksiyonlar gösteren aşılılarda bile (TNF de dahil olmak üzere) enflamatuvar faktörlerde artış içermemektedir” yazan Powerpoint slaytını sorunlu buluyor, zira bu iddia önceki oturumlarda bunun aksi yönde bilimsel veri sunmuş kendi uzmanlarının ifadesiyle çelişiyor. Diğer uzmanın verileri hakikaten de aşı vurulmasını müteakip oluşan sitokinlerin (tömür nekroz faktörü-TNF de dahil olak üzere) diğer aşılarla karşılaştırıldığında Cervarix için uygulama sonrası özellikle enjeksiyon yerinde arttığını teyit ediyor.”

  • Gelgelelim Dr. Petousis-Harris halen daha herhangi bir yerde yayımlanmamış hakemli doktora tezini kaynak göstererek bu uyarıyı dikkate dahi almıyor ve diyor ki: “aşının reaktojenisitesi ve TNF ve IL1 de dahil olmak üzere 27 sitokinle ilişkisini özel olarak incelendi . . . reaktojenisite ile ilişkili sitokin artışı bulunamadı.”

Dr. Lee’ye göre bu Petousis-Harris’in sunumundaki yanıltıcı noktalar arasında en göze batanlardan biri. Zira Petousis-Harris tezinde diyor ki:

Yalnızca tek bir kan örneği alındı. Tabançizgisi oluşturacak ölçüm olmaması bireysel değişimler olup olmadığının anlaşılmasını önlüyor. Aşı uygulamasına bağlı olarak sitokin seviyelerinde değişme oldu mu yoksa elde edilenler taban seviyeleri miydi kesin olarak belirlemek imkansız.”

Ve bir diğer ifade:

“Pekçok sitokin zaten lokal aktivite gösterdiğinden, aktivite artışının sistemik olarak yakalanamama ihtimali var. “

Bu ifadelere göre doktor hanımın sunumunda “reaktojenisite ile ilintili herhangi bir sitokin artışı bulunamadı” şeklindeki beyanatı temelden yoksun. Buna rağmen Dr. Nabae, üstelik de Japon bir bilimadamı tarafından önceki oturumda HPV aşılamasının enjeksiyon yerinde tümör nekroz faktörü de dahil olmak üzere sitokinleri hakikaten de arttırdığı yönünde kanıt sunulmuş olmasına rağmen Petousis-Harris’in bu bildiriminin sunumda geçmesine ses çıkarmıyor. Dr. Lee de diyor ki, “HPV aşılarında alüminyum adjuvanına bağlanmış HPV L1 geni DNA fragmanları, yani virüs DNA’sı parçacıkları bulunmaktadır”.

Dr. Koji Nabae

  • E-maillerden GAVCS’ın “cevabi” beyanatının bilimsel soruşturmadan önce hazırlanmış olduğu ve yine soruşturma oturumlarından önce Japon Sağlık Bakanlığı ile paylaşılmış olduğu açıkça anlaşılıyor. Fakat oturumların başlamasına birkaç gün kala Dr. Nabae GAVCS’a duruşmaya katılmamalarını ve bildirimlerini yayımlamak için de birkaç hafta beklemelerini söylüyor. Dr. Lee bunun, GAVCS yetkililerinin halka açık soruşturmada çapraz sorguya girmesini engellemek ve beyanatlarının da aynı şekilde uzman panelince masaya yatırılmasını önlemek için düşünülmüş bir hamle olduğuna inanıyor.

Mantıken Dr. Lee’nin bu bahsettiklerimiz ve bunlar dışında daha nice bilimsel bulgusunun ortaya çıkması üzerine DSÖ‘nün derhal bu bulgularla ilgili soruşturma başlatmasını, Gardasil ve Cervarix aşıları için de en azından geçici moratoryum ilan etmesini bekleriz, öyle değil mi? Yok, elbette öyle olmuyor ve Dr. Lee’nin bulguları yayımlandıktan 3 sene sonra hala, Dr. Pless’in de e-mailinde belirttiği gibi “[DSÖ altında çalışan] GAVCS[ın] henüz bu DNA sorunsalını ele alma fırsatını bulamadı”ğını görüyoruz. Demek ki neymiş? GAVCS “henüz inceleme fırsatı bulamadı” diye çocuklarımızın sağlığını tehlikeye atmak mübahmış?!

Japonya, dünyada hep de bu HPV aşılarının uygulandığı ülkelere tesadüf eden ve nedense hep genç kız ve kadınlarda salgın şeklinde başgöstermeye başlamış, tarihte emsali olmayan “psikosomatik” hastalıklar için “patient zero” biliyoruz ki.

[Gardasil’in üreticisi] Merck‘ün siparişiyle Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (Center for Strategic & International Studies (CSIS) tarafından hazırlanan ve Birleşik Krallık’taki Bill & Melinda Gates Vakfı ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından fonlanan Aşı İtimat Projesi (Vaccine Confidence Project) oluşumu başkanı antropolog Heidi Larson‘ın da eşyazar olarak imza koyduğu rapora bakacak olursak, internetteki asılsız söylenceler ve “aşıya tereddütlü yaklaşma hareketi”nin beslediği bir salgın bu.

Merck ve bir kısım aşı yanlısının sahip olduğu zihniyet nedir diye merak edenlerin kaçırmaması gereken, her ne pahasına olsun ajandalarını harfiyen yürütmeye nasıl sonuna kadar kararlı olduklarını ortaya koyan bir rapor bu. Japonya’daki gelişmelerden hiç memnun değiller doğal olarak ve bu “aşı-karşıtı gruplar” diye tanımladıkları kesime kaptırdıklarını düşündükleri medya avantajını geri kazanabilmek için savaş ilan ediyorlar:

“Geçtiğimiz sene zarfında HPV aşısıyla ilgili Japon tıp ve siyasi arenasında vuku bulan şaibenin olumsuz etkileri halka da sirayet etmiş durumda.
Sosyal medya aktivizmi ve geniş yankı uyandıran etkinliklerle aşı-karşıtı gruplar HPV aşısı çerçevesindeki söz hakimiyetini ele geçirmiş durumda.”

Evet, kız çocuklarının hayatı sözkonusu ve bu stratejist beyaz yakalıların derdi medya hakimiyetinin kimde olduğu. Aşıdan zarar görmüş kızlarla ilgili üzüntü ifade eden tek bir cümle dahi yok, aşıdan zarar görüldüğünü neredeyse tümden reddediyorlar.

Raporda 2014’teki halka açık Tokyo münazarasından ve burada konunun uzmanı olarak davetli Dr. Lee, Dr. Authier, Dr.Tomljenovic ve Dr. Hajjar tarafından verilen bilimsel sunumlardan hiç bahis yok.

Onun yerine neden bahis var peki? Japonyada HPV üzerine yapılan bu münazaradan hemen önce Dr. Yutaka Ohno isimli Japon yetkiliden gelen ve bu kızların aslında psikosomatik reaksiyonlar verdiğine dair açıklamadan:

“Bu aşılanmış kız çocuklarının yaşadıklarını iddia ettikleri olumsuz reaksiyonlara fiziksel bir neden bulmak imkansız, o yüzden bu varsayılan istenmeyen etkiler olsa olsa psikosomatik reaksiyon kaynaklıdır diye düşünmek zorundayız. Kızların bu psikosomatik reaksiyonlarından kurtulabilmesi için devlet kendilerine danışma hizmeti sunmalıdır.”

Nevarki, Dr. Lee’nin duruşmada ifade ettiği gibi, sağlığı yerinde bir genç kızda psikosomatik reaksiyonun ölüme yol açması mümkün değil. Hatta kendisi duruşmada psikosomatik reaksiyondan ölünebileceğini düşünen varsa elini kaldırsın dediğinde uzmanlardan oluşan kuruldan çıt çıkmıyor. Yeni Zelandalı “uzman”dan bile…

  • Tokyo duruşması sonucunda devlet 2014 Nisan’ına kadar HPV aşısını ulusal takvime yeniden alıp almayacağına dair karar verileceğini açıklıyor. Tarih gelip geçiyor, devletten karar çıkmıyor. Bu sessizlik, artık ailelerin devletten herhangi bir zorlama olmadan çocuklarının bu aşıyı olup olmayacağına karar verebileceği anlamına geliyor.

Bu arada dünyanın geri kalan pekçok ülkesinde onay bekler durumdaki HPV aşısının kaderi buna bağlı olduğundan, Aşı Güvenliği Global Danışma Komitesi (GAVCS) Mart 2014’te bildiri yayımlayarak HPV aşısını güvenli ilan ediyor. İlaç endüstrisinin yoğun lobi faaliyetleri ile etki altına aldığı düşünülen bu komitenin açıklaması şöyle:

“GAVCS’nin bilgisi dahilinde bugüne kadar HPV aşısı kullanım yönergelerinde herhangi bir değişikliğe gidilmesini gerektirecek güvenlikle ilgili hiçbir sorun bulunmamaktadır.

İşte pekçok ülkede, HPV aşısından zarar görmüş insanlara tıbbi bakım ve tazminat hakkının reddi için kullanılan açıklama tam olarak bu. Aileler ve hasta kızlar kaderlerine terkedilirken, bu aşının popülasyona daha fazla zarar vermemesi için konunun araştırılmasının da önüne geçilmiş oluyor.

ABD’de Merck’ün yasal koruması olabilir, ancak diğer ülkelerde ilaç firmaları dava edilebiliyor. Fransa’da örneğin, son yıllarda HPV aşısı için o kadar fazla dava açılmış durumda ki geçtiğimiz hafta Fransız yetkililer 2016 yılı içinde bu konuda bir soruşturma yürütüleceğini açıkladı. Fransa’da HPV aşının kapsayıcılığı sadece %17. Sadece halk değil, Fransa’da hekimler de sorguluyor bu aşıyı ve tam 1,200 Fransız hekim hazırladıkları bildiride HPV aşısını danışanlarına önermeyi reddettiklerini açıklamış durumda.

İrlanda’da, devletin Gardasil aşısının onayını iptal etmesi talebiyle bir anne tarafından açılan dava yüksek mahkemede görülmeyi bekliyor. İrlanda’da Gardasil mağduru genç kızların anneleri tarafından oluşturulan R.E.G.R.E.T adlı örgütlenme hayli aktif çalışmalar yürütüyor ve kızları için devlet yetkililerinden cevap talep ediyor.

CSIS’ın raporundan Hindistan’da yürütülen klinik deneylerde yaşanan ölüm vakaları nedeniyle devletin aşıyı yasakladığını, hatta Merck’e karşı dava hazırlığında olunduğunu öğreniyoruz.

İspanya’da yine, aşıyı üreten firmaya karşı yasal işlem hazırlıkları var.

Her halükarda; ABD, Danimarka, Güney Amerika, İspanya, Fransa, Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan, İrlanda ve Birleşik Krallık gibi ülkelerin hepsinde HPV aşısı krizi yaşanıyor bugün.

Ulusal takvimdeki diğer her aşı gibi HPV aşılarının da mutlak surette güvenli olduğuna kani Türkiye Sağlık Bakanlığı ve ilgili danışma kurulu üyelerinin ivedilikle, onay vermiş oldukları bu aşıların güvenliği ile ilgili bir yeniden değerlendirmeye gitmesini öneriyoruz.

Türkiye’de yaygın kullanıma geçtiği andan itibaren ortaya çıkmaya başlayacak bu “psikosomatik reaksiyonlar”ın neler olduğunu dileyenler Amerikan Aşı Sonrası İstenmeyen Etki İzleme Sistemi (VAERS)‘ten takip edebilirler.

Bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi, Dr. Sin Hang Lee son yıllarda aşı güvenliği konusunda işlenmiş suçları ihbar akımının, dürüst bilimin bir temsilcisi. 5 yıldır Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere global sağlık endüstrisine karşı tek başına mücadele veriyor. Umuyoruz çok geç olmadan ve bu yürekli ve dürüst hekimin çabaları medya karartmasında solmadan HPV aşılarının tehlikeleri konusunda Türkiye kamuoyu aydınlanır ve sağlık bakanlığı bu tehlikeli aşının onayını iptal eder.

HPV aşısı nedeniyle hayatı kararan genç kızlar…

 

 

Yorumlar