Gelişim psikoloğunun odasındayız…
Kocam uyuyor ve son derece haklı aslında…
Acaba en son ne zaman uyumuştuk?

“-İnsaf horlama bari!” diyorum, bir dirsek darbesi! Sıçrayarak uyanıyor.
Büyüklerimiz acele etmemizi söylemiş ve biz de acele ediyoruz işte …
Aynı gün gittiğimiz üçüncü bilirkişinin odasındayız.

Paniğimizin ve şokumuzun etkisiyle evliliğimiz ve ailemiz ile birlikte keskin bir bayırdan aşağı yuvarlanıyoruz.
En temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya vakit kalmadı.

İç sesim o sırada çığlık atıyor
“-adam haklı sizi uyutuyorlar!”

Psikoloğa kızımın alerji öyküsünü anlatıyorum dilim döndüğünce, zaten diyette olduğundan bahsediyorum.
Dan protokolünü soruyorum?
Kafamda örtüşen tabloyu nedense gelişim psikoloğuna anlatmaya çabalıyorum.

O beni “yunus terapi mi diyorsunuz ama bunlar deneysel şeyler henüz kanıtlanmadı” diyerek, yanıtlayamıyor!?
Söyledikleri bende mana bulmuyor.
Anlıyorum ki aynı dili konuşamıyoruz.
Henüz bilmiyorum ama çok ünlü bir çocuk psikiyatristi ve nöroloğu ile birlikte çalışıyorlar, aynı ekolden geliyorlar.
Ekolün adı “eğitim şart”
Ama inanılmaz fiyakalı CV sine topyekün vurulmuş durumdayız.
Ondan iyi mi bileceğiz ?
Bildiğimiz ve inandığımız herşeye, hatta deneyimlerimize sırtımızı dönüyoruz ve çılgınca şu “eğitim” işlerine dalıyoruz.

Haftanın bilmem kaç saati envai çeşit terapist etrafımızı kuşatıyor . Derhal kreşe başlanıyor.
Bu arada eğitime başlamak ile ne kadar şahane birşey yaptığımızın onayını alıyoruz.
Soluksuz kalana kadar alkışlıyor bizi eğitimciler. Eğitim ile iyileşenlere dair masallar anlatıyorlar…

Peki ya iyileşemeyenler?
Onlarla henüz karşılaşmıyoruz.

Kızıma işkence ediyorum resmen ve bütün otistik davranışlarına rağmen benimle göz kontağından vazgeçmeyen minik elf resmen bana küsüyor, sırtını dönerek uyumayı tercih ediyor ilk defa…

Birgün henüz başladığımız ve birlikte boğulduğumuz eğitimlerden birinin bitiminde soluğu markette alıyoruz ve düne kadar tadına bakmadığı meyveli yoğurdu kaşıklamaya başlıyor.

Bırakıyorum yesin …
Gerçekten bırakıyorum…
Hayat uğuldamaya başlıyor kulaklarımda…
Ben bilmiyorum onlar biliyor…
Kontrolü kaybediyorum…
Anneliğime olan inancım örseleniyor…
Anneliği de bırakıyorum…

Minik bir bedenin, herşeye inat ayakta kalma direnişinin kırılacağı, kademe kademe çökeceği, takıntılarının marjinal boyutlara ulaşacağı, bütün bağışıklık sisteminin çökeceği, dişlerinin çıtır çıtır döküleceği ve kendi idrarının nereden geldiğini anlayamayacağı günlere doğru yelken açıyoruz.

İkimizin de bir yıl sürecek eğitimi ve uzun uykusu, bildiklerimizin unutturulmasıyla başlıyor.

Yorumlar