Virüsün verilen nefes yoluyla bulaştığı ispat edilmediği müddetçe diğer hiçbir bulgunun anlamı yok

– Dr. Tom Cowan

Çeviren: Sevgül Baycan

 

Değerli Dostlar,

İnsanlığın viral bir enfeksiyonla filan değil, gayri bilimsellikte zirveye oynayan “bilim” eliyle sağlıksızlık ve hastalık sarmalında hızla aşağı kaydığı bir dönemden geçiyoruz. Bilim dergisi Nature’ın Nisan 2020 tarihli sayısında çıkan bir yayında maske kullanımının virüsün insandan insana bulaşma sürecini yavaşlatabileceğinin söylenmesi de süregiden aldatmacaya örnektir. Birazdan göstereceğim gibi makale yazarları burada art arta mesnetsiz birtakım iddialar ortaya atmakla kalmayıp, bunu bir de kendi metodolojilerinin doğruluğuna gölge düşüren veriler üzerinden yapıyorlar. Nature dergisinin hakemleri belli ki ortadaki bu bariz çelişkileri yakalayamamış. Gelin hep birlikte bu yayını mercek altına alıp, aşağıda eğik yazıyla verilmiş iddialara bir göz atalım.

“Influenza [grip] ve koronavirüs enfeksiyonlu katılımcıların çoğunluğunun soluktaki damlacık veya aerosollerinde yapılan analizlerde virüse rastlanmamıştır.”

Bu ifadeye bakınca zannedersiniz ki çalışma yazarları, aktif olarak hasta insanların soluklarından topladıkları damlacık ve aerosol yapılarının bir kısmında hakikaten virüse rastlamış da (ki bu bile kendi içinde şaşırtıcı bir bulgu), bunlar azınlıkta kalıyormuş. Alınan numunede virüs olduğunu ispat etmenin tek yolunun, elektron mikroskobu altında virüsü görmek olduğunu herkes bilir. Çalışmalarında elektron mikroskobisi ile numune incelemesi yapıldığına dair tek bildirim yok oysa. Virüs bulamadık dediklerinde kastettikleri, doğrudan virüs aramaya değil, birtakım genetik materyal bölümleri arayıp bulmaya yarayan “vekil” (surrogate) PCR testinin negatif vermiş olduğudur. Halbuki tıp literatüründe, bahsi geçen genetik materyalin daha önce hiç görülmemiş, yeni oluşumlu (novel) bir virüsten kaynaklandığının kesin ispatını bulamazsınız, yok çünkü.

“Çalışmamızın limitasyonlarından biri de, verilen solukta saptanan koronavirüs ve rinovirüsün enfeksiyon kabiliyetine sahip olduğunu gösterecek çalışmayı yapmamış olmamızdır.”

İnsanların birbirine hastalık bulaştırmasını engellesin diye mecburi tutulmuyor mu maske? Fakat ne bu çalışmada ne de gördüğümüz kadarıyla herhangi başka bir çalışmada insanların dışarı soludukları hava ile birbirine herhangi bir tip hastalığı bulaştırdığı kanıtlanmış değil şu ana kadar. İnanılır gibi değil ama bu yazarlar bulaşıcılığı kanıtlamaya kalkışmamışlar dahi ve bunun açıkça da ikrar ediyorlar. Daha da inanılmaz olan bu çalışmayı, maske takmanın hastalık bulaşma oranlarını azaltmada işe yarar bir yöntem olduğunu kanıtlıyor diye servis etmeleri. Nefes alıp vermekle hastalık bulaştığını kanıtlayamamışsanız, çalışmadaki geri kalan hiçbir bulgunun hükmü kalmıyor demektir.

“Virüsü paneli ile, burun sürüntüsünde aday solunum yolu virüslerinden bir veya daha fazlasının tespitinin ardından, bir sonraki aşamada numunelerdeki virüs konsantrasyonunun belirlenebilmesi için aynı katılımcıya ait tüm numuneler, aday virüs(ler)e özel RT-PCR cihazı ile teste tabi tutuldu. Enfeksiyöz influenza virüsü, daha önce anlatıldığı gibi MDCK hücreleri kullanılarak yapılan virüs kültürü ile ortaya konuldu, koronavirüs ve rinovirüs için ise virüs kültürleme işlemi yapılmadı.”

Çalışmanın yanlış yönlendirici çıkarımlarının doğrudan özünü temsil ettiğinden, bu ifadelerin çok dikkatli bir biçimde incelenip açıklanması gerekiyor. Dediklerine göre numunede virüs bulmak için RT-PCR testine başvuruyorlar, ki daha önce de dediğim gibi, bu cihaz kesinlikle virüs tespitine yarayan bir cihaz değildir. Sadece belirli bir genetik materyali arayıp bulur size, kaldı ki burada da aratılan, araştırmacıların bahsi geçen virüse ait olduğunu varsaydıkları, öyle kabul ettikleri bir bölüm genetik materyaldir.

Sonra diyorlar ki, influenza [grip] virüsü için RT-PCR testinin verdiği sonucun kontrolünü virüsü bir de “kültürleyerek” teyit etmeye çalışmışlar. Bu virüs kültürleme işi kendi içinde son derece yanıltıcı bir işlem esasında ama şimdi o konuya girmeden sadece bunun, “canlı virüs”ün mevcudiyetini göstermede “altın standart” kabul edildiğini söylemekle yetinelim. Yani, boğazı ağrıyan birinde streptokok bakteri kültürü yapmak gibi bir şey bu da. Kültür pozitifse, streptokok bakteri mevcudiyetini gösterdiniz/kanıtladınız demektir. (Tabii bakterinin orada bulunuyor olması sorunu onun yarattığı anlamına gelmez, arada neden-sonuç ilişkisi olduğunun ispatı değildir bu.) Elinizdeki bu pozitif kültür, yapılmış hızlı strep testinde çıkan sonucun sağlamasını yapmanıza, doğru olup olmadığını görmenize yarar. Hızlı strep testi vekil (surrogate) testtir; streptokok bakteriyi değil, numunede bakteriye ait parçacıklar varsa bunları, yahut bu bakteriye karşı oluşmuş antikor varsa onları tespit etmeye yarar. İşte siz elinizdeki pozitif kültürle, bu vekil testin çıkardığı sonucun doğru olup olmadığını anlamış olursunuz.

Çalışma yazarları bir defa koronavirüs için hiç kültürleme filan yapmadıklarını itiraf ettikten sonra, PCR testi influenza virüsüne pozitif vermiş altı kişinin dördünün maskesinden aldıkları damlacıklardan virüsü kültürlediklerini söylüyor. Bu bir elin parmaklarını bile geçmeyen sayıdaki insan için evet, PCR testinin verdiği sonucun doğruluğunu kontrole girişiyorlar. Ve sadece iki kişinin kültürü pozitif çıkıyor. Virüs kültürleme ile ilgili kendi kusurlu önkabullerini baz aldığımızda dahi görünen o ki kullandıkları PCR testi, tamı tamına yüzde 50 hatalı pozitif vermekteymiş. Anlayacağımız dile çevirirsek bunu, burada “kanıtladıkları” şey, maske koronavirüs yayılımını keser mi kesmez mi sorusunun cevabını bulmada bel bağladıkları testin yazı-tura oyunundan daha doğru sonuç vermediği oluyor. Bu da kendi bulgularına göre, (influenza virüsü için) çıkan pozitiflerin yarısının yanlış olduğu, yani numunelerde virüs filan olmadığı anlamına gelir.

Aklı başında bir dünyada, bu çalışmanın sonuç bölümünde şöyle yazması gerekirdi: “Elde ettiğimiz veriler, virüs tespiti yapılırken yahut herhangi bir virüsün yayılımının maskeyle önlenip önlenemeyeceği belirlenmeye çalışılırken PCR veya RT-PCR testi kullanmanın yanlış sonuçlara yol açacağını göstermektedir.” Ardından da, PCR testi acaba başka herhangi bir şeyin tespitinde kullanılabilir mi diye araştırmak için (ki kullanılamaz), daha geniş kapsamlı ve dikkatli bir şekilde kontrol grubu da deney düzeneğine eklenmiş araştırmalar yapılması için bilim camiasına çağrıda bulunmaları gerekirdi.

Tıp camiasından olmayanların büyük çoğunlu ve hatta inanılır gibi değil ama hekimlerin de ağırlıklı bölümü bu çalışmayı okuyup, herhangi bir bilimsel geçerliliği olup olmadığını değerlendirebilecek şekilde çözümlemeyi bilmiyor. Bu yüzden de yayının özet veya sonuç bölümünü (ve hatta daha da kötüsü, makale başlığını) okuyup geçiyor, orada yazarlar ne demişse ona inanıyorlar. Problem burada işte. Birileri çıkıp da insanların bu çalışmaların hakikatte ne dediğini ne demediğini anlamasına yardımcı olmadıkça ve tabii tam bir ticarete dönüşmüş bu hakem kontrolü düzeneğinin hilelerini afişe etmedikçe insanlık, sonu hem kişisel hem de toplumsal olarak felaketle bitebilecek yollara itilmeye devam edecek demektir.

Desteğiniz için şükranlarımı sunar, konuyla ilgili sorusu olanları bana ulaşmaya davet ederim.

Dr. Tom Cowan