Otizmin oluşum yolunu apaçık ortaya koyan beş keşif

Buraya kadar okumuş olduğunuz bilimsel yayınların ortaya koyduğu bilgilerden yola çıkılarak hazırlanmış, Otizmin tetikleniş mekanizması ve gelişim süreçlerini gayet net gösteren bir grafikte sıra:

Grafiğin Türkçe Açıklaması

Alüminyumdan Adjuvanın Otizme Yol Açış Yolu: Alüminyumdan adjuvan zerk edilir–>Al adjuvan partikülleri beyne geçer–>Beyinde IL-6 sitokinleri üretilir & Mikrogliyal aktivasyon oluşur

Alt Metin: Artık aşıların immün aktivasyon mekanizması ile otizme yol açtığını gösteren güçlü bilimsel kanıtlar mevcut. Sorumlu olarak alüminyumdan adjuvan öne çıkıyor zira beyne geçip burada mikrogliyal aktivasyon yaratıp IL-6 üretimine yol açıyor. 

Bugün Amerikalı her 6 çocuktan 1’inin sinir sistemi gelişiminde sorun bulunmakta (nörogelişimsel bozukluğa sahip) ve bu durum hemen birkaç onyıl öncesine göre muazzam bir artışı göstermekte. Aşılar bu yeni krizin ana nedenlerinden biri.

Aşı taraftarları Al adjuvanının toksisitesi ve yarattığı immün aktivasyonu gösteren bilimsel çalışmalar konusunda sessizler.

(Bu grafik Vaccine Papers tarafından oluşturulmuş harika bir broşürden alınmıştır, tamamını BURADAN görebilirsiniz.)

Yayımlanmış çalışmalar otizmin meydana gelen bir immün aktivasyon olayı sonucu ortaya çıktığını gösteriyor. Aşılarda kullanılan adjuvan—alüminyumdan adjuvan—beynin immün sistemini aktive edebiliyor ve daha önce düşünüldüğünden çok daha nörotoksik olduğu ortaya çıkmış durumda—bütün bu bilimsel yayınlar son birkaç yıla kadar ortada yoktu bile. Alüminyum IL-6, yani otizmde kilit rolde olduğu düşünülen sitokinin oluşmasına yol açabiliyor. Çinli bilimadamları—dünyada ilk defa—aşı kullanarak immün aktivasyon olayı yaratıyor ve farelerde artışa geçen IL-6 seviyelerini gösteriyor. Aşının otizme NASIL yol açabildiğine dair biyolojik temeli veriyor bize BU çalışma. Dr. Hotez’in bana dediğini hatırlayın:

“Hayatın ilk yılında verilen bir aşının beynin mimarisini tümüyle değiştirmesi mümkün değil, mantığa sığmaz böyle bir şey.”

Fakat bilim bize aynen bunu gösteriyor işte? Hayatın hemen başında ve sık aralıklarla vurulan aşılar, immün aktivasyon epizodu ardına immün aktivasyon epizodu ateşliyor. Beyin gelişimine bir de nöro-immünolojik perspektiften bakan çizelgeyi görelim şimdi. Hasara açık bazı çocukların beyin gelişiminin kritik evrelerinde (tek celsede alüminyumdan adjuvan ihtiva eden 4-6 aşı vurulduktan hemen sonra) 6-7 immün aktivasyon epizodu birden olduğunu düşünün. Buraya kadar okuduklarınızla neler olacağını tahayyül etmek cidden zor mu?


İmplikasyonlar ve sorular

Burada okuyup gördüklerimi oğlumun yaşadıklarına bağlamadan edemiyorum. 2002 doğumlu oğlumu götürdüğümüz her aşı turundan sonra sağlığı biraz daha bozuluyordu ve sanki hep başı ağrıyora benziyordu. Ve her aşı turundan sonra o ana kadar görmediğimiz birtakım davranışlar ve tuhaf hareketlerin ortaya çıktığını görüyorduk. Bu hakikati acı bir şekilde hatırlatan yepyeni bir çalışmayı daha geçtiğimiz hafta Nature dergisinde okudum; otizmli çocukların alın kısmındaki genişlemenin nasıl oluştuğunu anlatıyordu:

“Otizm spektrum bozukluğu olan (OSB’li) çocuklarda beyinde büyüme gözlemlenmektedir, ancak bu fenomenin ortaya çıkış zamanlaması ile OSB ve davranışlara yansıyan belirtilerin ortaya çıkışı arasındaki ilişkiye dair bilgi bulunmamaktadır. İki yaşındaki otizmli çocuklarda, 4 yaşında yeniden değerlendirmeye alınmak kaydıyla, retrospektif [geriye dönük] olarak bakılan baş çevresi ve sonrasında takibe alınan beyin hacmi çalışmaları ise beyin hacmindeki artışın gelişimin erken dönemlerinde ortaya çıkmakta olduğu yönünde kanıt sağlamıştır.”

Üstte bahsettiğimiz otizmin oluşum mekanizmasına dair teori sizce de bu çocukların başlarının neden büyük (şişik) olduğunu gayet iyi açıklamıyor mu? Bildiğiniz gibi bu immün aktivasyon olayı dediğimiz şey, Dr. Patterson’un “otistik bireylerin beyninde süreğen, kalıcı immün sistem aktivasyonu” dediği duruma götüren şey çocukları. Ve tahmin edin oluşacak bu süreğen/kalıcı immün sistem aktivasyonu ne oluştuyor beyinde? Tabii ki enflamasyon [yangı, iltihap]…”genişlemiş beyin” ve “şişik alın” da işte tam da bu enflamasyonla oluşuyor. Otizmli çocuklarda görülen bu başını (duvara/yere/sert cisimlere) vurma davranışı da bundan kaynaklanıyor olmasın? Beyniniz sürekli yanıyor (sürekli enflame halde) olsa siz de vururdunuz belki?

Soru: Peki ya gastroentestenal sorunlar?

Otizmli çocukların pekçoğu gastroentestenal (midebağırsak) rahatsızlıklardan mustarip ki oğlum da çok çekti bundan eskiden. Autism Speaks’e göre gastroentestenal rahatsızlık şu an otizmin “eşlikçi rahatsızlık”larından biri olarak kesin kabul görmekte olan bir sorun. İyi ama tam olarak ne yol açıyor olabilir buna? Çok uzağa bakmanız gerekmiyor cevap için:


“Alüminyum makrosopik ve histolojik enflamasyonun, kolondaki miyoloperoksidaz aktivitesinin, enflamatuvar sitokin ekspresyonunun şiddetini arttırıp süresini uzatırken, kontrol grubundaki hayvan deneklere oranla epitelyal hücre yenilenmesini azalttığı tespit edilmiştir. Bazal koşullar altında alüminyum, bağırsağın bariyer fonksiyonunu bozmuştur. Laboratuvar ortamında [in vitro] alüminyumun granülom [ur] oluşturduğu görülmüş ve lipopolisakkaritlerle girdiği sinerjik ilişki, epitelyal hücrelerin enflamatuvar sitokin ekspresyonuna yol açmıştır. Alüminyumun entestenal [bağırsak] enflamasyon ve mukozal tamir mekanizması üzerinde göstermiş olduğu bozucu [deliteryöz] etkiler, alüminyumun IBD (iritabl bağırsak/spastik kolon) hastalığı oluşumunda çevresel bir risk faktörü olarak değerlendirilmesi gerekliliğini güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır.”

(Not: İlerideki “Mikrobiyom Tamiri” başlıklı bölümde Hsiao ve meslekdaşlarının, oluşacak bir immün aktivasyon olayının bağırsak disbiyozu YARATABİLECEĞİNİ gösteren ikinci bir yayını da paylaşıyorum.)

Soru: Peki ya günümüzde salgın boyutuna ulaşmış ve genellikle de otizme “eşlikçi” olduğu görülen (besin alerjileri vb.) diğer tüm otoimmün hastalık tipleri?

İsrailli akademisyen Dr. Yehuda Shoenfeld’in önderliğini ettiği ve alüminyumdan adjuvanın çok geniş yelpazede otoimmün hastalık salgınlarına yol açmakta olduğunu gösteren yığınla bilimsel araştırmayı takip etmekte bile zorlanmaya başladık. Dr. Shoenfeld’in fakültelerde okutulmak üzere bu konuda yazdığı ders kitabı bile var!

“Adjuvan kaynaklı otoimmün/enflamatuvar sendromun (ASIA) keşfiyle, 14 ülkenin önde gelen akademisyenlerinin farklı aşılardaki adjuvanların genetik yatkınlığa sahip bireylerde çok çeşitli klinik otoimmün belirtilere yol açma mekanizması üzerine yaptıkları çalışmalara yeni yayımlanmış bir tıp ders kitabı, Aşılar ve Otoimmünite’de yer verilmiştir.”

Şu makaleye bakın bir: “Virginia Üniversitesi’nin Astım, Allerji ve İmmünoloji departmanında çalışmakta olan araştırma görevlileri post-milenyal nesille birlikte ortaya çıkan besin alerjilerinin alüminyumdan adjuvan ihtiva eden aşı kullanımına bağlı oluşmuş olabileceğini, bunun canlılarda alerji oluşumuna yol açtığının bilindiğini ifade ediyor. FDA’in açıklamasına göre aşılarda kullanılan potasyum alüminyum sülfat için genel geçer alüminyum ifadesi kullanılmakta. Allerji alanındaki araştırmalarda bazen alüminyum hidroksit ve hatta başka alüminyum formaları için de sadece alüminyum kelimesi kullanılmakta.”

Dr. Shoenfeld’in 2013’teki çığır açan çalışması, alüminumdan adjuvanın oldukça geniş yelpazedeki otoimmün hastalıkları tetikleyiş mekanizmasını açıklıyor:

Adjuvan Kaynaklı Otoimmün/Enflamatuvar Sendrom (ASIA) 2013: Patojenik, klinik ve diagnostik özellikler üzerindeki perdeyi kaldırıyoruz

Çalışmada şöyle deniyor: “Bugüne kadar suçlu olarak genetik yatkınlığı olan bireylerde meydana gelen moleküler benzeşme ve “bystander” aktivasyon olayları gösterilmişse de, burada asıl sorumlu adjuvanlardır. Adjuvanlar arasında da özellikle biri yol açtığı birkaç sorunla birden dikkat çekmektedir, o da alüminyumdur. 90 yıldır kullanımda olan bir adjuvandır evet, fakat aynı zamanda da deneylerle kanıtlı bir nörotoksindir. Yürütülen deneyler alüminyumdan adjuvanların insanda ciddi immünolojik bozukluklara yol açma potansiyelini ortaya koymuştur. O yüzden, alüminyumlu aşıların sağlık açısından oluşturduğu tehdide netlik kazandırılmasına çalışılmalıdır.”

Soru: Peki ya cıva?

Oğlum 2004’te otizm tanısı aldığında ebeveynlerin tek konusu aşılardaki cıvaydı. Çocuklara verilen aşılarda, Thimerosal adlı etil-cıvadan elde edilmiş koruyucu maddenin EPA [Çevre Koruma İdaresi]’nın belirlediği güvenlik sınırlarının hayli üzerinde miktarlarda kullanılmakta olduğu ortaya çıkmıştı. Otizm oranlarında patlama yaşanmaktaydı ve 2001 tarihli bir çalışma da otizm belirtileri ile cıva zehirlenmesi belirtileri arasında hayli ikna edici bir korelasyon ortaya koymuştu.

Cıva insana iyi gelen bir şey değil

Aşırı derecedeki nörotoksisitesi yayımlanmış yüzlerce çalışmayla belgeli cıva için aklı başında kime sorsanız aşılarda kullanılmasına delilik gözüyle bakar. Bugün aşıdaki cıvanın maymunlarda doğru beyne yürüdüğünü, hayati önemde bir antioksidan olan glutatyon rezervlerini boşalttığını, kritik metilasyon yolaklarını bloke ettiğini ve Thimerosal enjekte edilmiş farelerin otizme benzer davranışlar ortaya koyduğunu hep öğrenmiş bulunuyoruz.

Thimerosal’ün çoğu pediatrik aşıdaki kullanımına (2002 yılı itibariyle) devam edilmeyeceği açıklanmış olmasına rağmen, tuhaf bir manevrayla CDC 2004 yılı itibariyle tarihte ilk defa (bir bölümü cıvalı olan) grip aşılarını gebe kadınlara önermeye başladı.

Bu yazıyla cıva-otizm hipotezini terk mi etmiş oluyoruz artık yani diye soracak olursanız, benim buna cevabım yine o kadar basit olmayacak:

• Aşılarda cıva kullanımı tehlikeli, mevcut bilimsel veriler de kullanımının hiçbir şekilde maruz gösterilemeyeceğini ortaya koyuyor. Bu maddenin aşıların %100’ünden derhal temizlenmesi gerekir.
• Sinerjetik toksisite açısından baktığınızda cıva bir de alüminyumla birleştiğinde, bu metalleirn tek başına göstereceği toksisite 100’e katlanmış olabilir, kimse neler olacağını tam olarak bilmiyor bu aşamada:

“1 + 1 = 100 nasıl mı olabilir? ‘Sinerjetik toksisite’ mevhumu, iki toksine maruz kalındığında, ortaya çıkan toksisite seviyesinin bu iki toksinin bireysel toksisite seviyelerinin toplamından çok daha yüksek olabileceğini anlatır.”

• Bugünün tanı alan çocuk profiline bakıldığında durumlarının “daha hafif” olduğu söyleniyor. Bu doğru mu? Doğruysa bunda cıvanın çıkartılmış olmasının payı olabilir mi? Bu görüşü destekleyecek veri bulamadım, o yüzden şimdilik salt bir varsayımdan ibaret.
• Ve fakat, otizmin tetiklenme mekanizmasının özü hakikaten de yaratılan immün aktivasyon olayıysa, o zaman merkezdeki sebep olarak alüminyumdan adjuvan öne çıkıyor, kaldı ki bu da aşılardaki cıvanın BÜYÜK KISMI çıkartılmış olmasına rağmen otizm oranlarının yükselmeye devam ediş çizgisiyle de uyumlu görünüyor. Cıva alüminyum gibi bir immün sistem antagonisti DEĞİL, cıvayı aşıda kullanmış olmalarının nedeni güçlü anitbakteriyel ve antifungal etkisiydi, adjuvan filan değildi cıva.
• Cıva mı alüminyum mu tartışmasında VP’nin duruşu çok net: “Cıvadan çok daha önemli meseleler var önümüzde; alüminyumdan adjuvanın nörotoksisitesi ve immün aktivasyonu ile oluşacak hasar gibi mesela.”

Soru: Peki ya KKK aşısı, alüminyumdan adjuvan yok bunda?

KKK (kızamık-kabakulak-kızamıkçık) aşısında alüminyumdan adjuvan kullanılmıyor, hayır. Gelgelelim pekçok ebeveyn (hepsi değil kesinlikle), çocuğunda otizmin tetikleniş noktası olarak bu aşının olunduğu günü veriyor. KKK’nın beyne tam olarak ne yaptığını (IL-6 veya başka sitokinler mi yaratıyor mesela) anlayabilmek için elimizdekinden çok daha fazla veriye ihtiyacımız var. Kesin bilgi olmadan spekülasyondan öteye geçemiyoruz.

Baktığınızda ilk akla gelen şey, KKK’nın çocukların vurulduğu ilk canlı virüs aşısı olduğu (12-18. aylar arasında vuruluyor genellikle, buna gelene kadar çocuklar 15-20 aşı almış oluyorlar) ve üstelik de bunun üç canlı virüsten (kızamık, kabakulak, kızamıkçık) oluşan bir aşı olduğu. Alüminyumdan adjuvan banyosu aldırılmış ve muhtemelen de irili ufaklı immün aktivasyon olayları zaten başlamış ve ocakta tıkırdayıp durmakta olan immün sisteme bindirilen bu üçlü dozla çocuk dibine kadar geldiği uçurumdan aşağı böylece yuvarlanıyor olabilir. Genellikle KKK aşı randevusundan sonraya denk gelen havale epizodlarını (ki ekstrem bir immün aktivasyon olayıdır bu da) da açıklıyor gibi bu aslında. KKK’nın yanında su çiçeği aşısı da verilen çocuklarda havale insidansı da daha yüksek. Mantıklı da esasen, zira üç yerine dört canlı virüs birden verilince immün sistem daha da fazla zorlanacak demektir, ancak yine de, KKK aşısının immün sisteme biyolojik etki mekanizmasını alüminyumdan adjuvan ve şimdi (Çinli bilimadamları sağolsun) Hepatit B aşısında olduğu gibi tam olarak çözebilmiş değiliz. Dr. Yehuda Shoenfeld mesela canlı aşının, alüminyumdan adjuvan katılmış bir aşıya oranla immün sistemi daha fazla aktive ettiğini söylüyor:

“Zayıflatılmış canlı virüs taşıyan aşının, öldürülmüş mikrop taşıyan aşıya oranla immün sistemde yanıt oluşumunu devreye sokmaya daha müsait olduğu açık.”

Fakat bundan daha direkt bir açıklama da geldi yakın zaman önce. KKK aşısının bedende MCP-1 denilen bir şeyi tetiklediği, bu MCP-1’in de alüminyum bezeli makrofajların akın akın beyne koşmasını sağlayacak sinyali verdiği yönünde bu düşünce. Bunu da VP açıklasın bakın bize:

“Mikrogliya tarafından MCP-1 üretildiğinde, vücudun dört yanından makrofajlar beyne doğru yola çıkıyor…‘MCP’’nin açılımı ‘macrophage chemoattractant protein’ (‘makrofaj kemoatraktan protein’) olup elbette ana fonksiyonunu, yani makrojaj toplama görevini betimliyor bu açılım…MCP-1, belirli bazı tip immün aktivasyon durumlarında üretilmeye başlanıyor. O yüzden de, aşı MCP-1 stimülasyonu yaptığı anda AAN dediğimiz Alüminyumdan Adjuvan Nanopartikülleri (önceden yapılmış aşılarla sisteme yüklenmiş partiküller bunlar) beyne geçebilir. Birtakım enfeksiyon veya toksinlerin MCP-1 üretimine yol açtığı biliniyor. İşin enteresan tarafı Al adjuvan da MCP-1 üretimi sağlıyor, yani kendini taşıyacak (binip gideceği) vasıtayı bizzat kendi çağırıyor/tetikliyor…Aşılarla yüklenilen AAN’lerin, MCP-1 üretildiği ana kadar, belki yıllar boyu ‘eylemsiz’ kalabileceğini söyleyebiliriz. MCP-1 üretildiği anda AAN taşıyan makrofajlar dolaşım sisteminde harekete geçecek ve bu AAN’leri beyin ve diğer hassas dokulara taşıyacaktır. KKK aşısından sonra kaydedilen yıkıcı etkinin bir kısmını açıklıyor aslında bu. KKK aşısı 15-18. aylarda, yani bebek (0, 2, 4 ve 6. aylarda) Alüminyumlu aşıları aldıktan sonra vuruluyor. Kızamık aşısının MCP-1 üretimini devreye sokabildiği biliniyor. Bu da, KKK aşısının (önceki aşılarla alınmış) AAN’lerin beyne yürümesini tetikleyebilir manasına geliyor. Bu mekanizma bize, KKK aşısının kendisinde alüminyum olmamasına rağmen kişide nasıl Alüminyum toksisitesi yaratabileceğine dair fikir veriyor.


Soru: Aşıların otizme neden olmadığı kanıtlanmamış mıydı?

Buraya kadar okuduysanız şayet, bu önermenin hikayeden ibaret olduğunu da anlamışsınızdır diye tahmin ediyorum. Yok hala şüpheniz varsa, şu basit grafiğe bakın yeter. Aşı endüstrisi adına konuşan ve size “bilim konuyu kapattı” buyuran tüm o şahıslar, bugüne kadar yalnız bir aşı (KKK) ve aşı içeriğindeki yalnız bir madde (Thimerosal)’nin otizmle bağıntısına bakılmış olduğunu söylemeyi unutuyorlar nedense size.

Gitgide artan sayıda sağlam kanıtla alüminyumdan adjuvanın otizmin ana nedeni olan “immün aktivasyon”a yol açmakta olduğu ortaya konmuş olmasına rağmen, bugüne kadar alüminyumdan adjuvan ihtiva eden herhangi bir aşının otizme yol açıp açmadığı araştırılmamıştır dahi.

 

Bir de söylemeden geçilmemesi lazım, ebeveynlerin aşılarla otizm arasındaki bağlantıya dair ilk alarm sinyallerini vermeye başladığı 2000’li yılların hemen başı ve ortalarında görüşümüzü ispat edebileceğimiz biyolojik kanıt filan yoktu elimizde, çocuğunu aşıya götürmüş sonra gözünün önünde yok oluşunu izlemiş binlerce ailenin toplu deneyimi vardı elde tek. Bugün ise dünya bambaşka bir yer. Daha geçtiğimiz Ağustos (2016) UC Davis Mind Institute’tan Dr. Kimberley McAllister’in şu söylediklerini bakın mesela:

“MIA (Maternal immün aktivasyon) hayvan modelleri, hastalık modeli olarak geçerli kabul edilmelerini sağlayacak tüm kriterleri karşılamakta: Belirli bir hastalık için risk faktörü olarak tanımlanmış etmenle benzeşiyor (yapı geçerliliği), hastalıkla ilintili geniş yelpazede belirti oluşumunu sağlıyor (görünüş geçerliliği), ve uygulanacak tedavilerin etkinlik değerlendirmelerinin tahmininde kullanılabiliyorlar (yordama geçerliliği).

CDC, FDA, Autism Speaks ve Amerikan Pediatri Birliği’nin gözümüzün içine bakmakta olan apaçık biyolojik kanıtla yüzleşmesinin vaktidir!

Soru: Sen şimdi böyle otizm-aşı hipotezinde “kale direği oynatmış” olmuyor musun?

Bu eleştiri elbette gelecek. Önce KKK dendi. Sonra cıva. Sonra “fazla erken vurulan fazla sayıda aşı” itirazı yükseldi. Ancak şu anda çok farklı bir şey olmakta: hakemli dergilerde ardı ardına çıkan bilimsel çalışmalar immün aktivasyon olayları, alüminyumdan adjuvan ve otizm arasında net bir ilişki kurmakta. O yüzden bu yazı bilimsel çalışma referansları ile dolu, şahsi kanaatler ile değil.

Otizm salgınının başından beri gözlemlenen şey bugün için de geçerli ve doğru: onbinlerce aile hep çocuklarının aşılama sonrasında sağlıklarını kaybederek otizme gerilediğini bildirmiştir. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle.


Peki tedavi olanaklarımız neler?

Çocuklarımız kendilerini daha iyi hissetsinler istiyoruz

Oğlumun başına tam olarak ne geldiğini bilmek istiyorum. 2004 yılında otizm teşhisi aldığında ebeveyn camiasında otizme yönelik anlayış bunun katlanarak artmakta olan bir fenomen olduğu idi ve pekçok ebeveyn çocuklarını aşıya götürdükten sonra değişimleri fark ediyordu, bu da olsa olsa aşıdaki cıva veya belki de bir canlı virüs (kızamık) yüzündendir diye düşünülüyordu. Ortada işin biyolojisine dair bilimsel hiçbir çalışma/literatür dahi yoktu. Alüminyum ve alümünyumdan adjuvana dair anlayış komik denebilecek düzeyde basit kaçıyordu, kimsenin hakkında cümle kuracak bilgisi dahi yoktu. İmmün aktivasyon olayı nedir, sitokin ne demektir veya IL-6 ne manaya gelir, kimsenin en ufak fikri yoktu. (Hatta kendine şöyle güzel bir kahkaha şöleni çekmek isteyenler Dr. Paul Offit’in hala bugün alüminyumu tanımlayışına bir baksın. Ekstrem derecedeki nörotoksisitesi ispatlandığı halde kendisi şu açıklamayı yapıyor: “Ebeveynler aşılarda iz miktarlarda kullanılan alüminyumun hiçbir şekilde zararı olamayacağını bilsinler ve içlerini ferah tutsunlar.” 2009’dan itibaren literatürde yerini almış bilimsel yayınlar ışığında bu söylediği, hiçbir şekilde destekleyemeyeceği bir yalandan ibaret.)

Şu ana kadar okuduğunuz her şey tıp dergilerinde yayımlı bilimsel çalışmalara dayanıyor. Otizmin oluşum mekanizmasına (neden-sonuç ilişkisine) dair ortaya çıkan bu büyük teori bence gayet sağlam ve destekli.

Bir gün geriye bakıp tıpkı Thalidomid’in yarattığı doğum kusurları gibi, alüminyumdan adjuvan için de ya işte böyle otizm salgını yarattı bu tıbbi müdahale diyecek miyiz? Bence evet, fakat tabii bu sadece benim şahsi düşüncem.

Yazının bunda sonraki kısmı öngörü, tahmin ve şahsi kanaatlerden oluşuyor. Ben doktor değilim, burada tıbbi tavsiye de veriliyor DEĞİL kesinlikle, ancak otizmden mustarip çocukların tedavisinin Dr. Patterson’un bu konudaki şu basit açıklaması ışığında radikal bir biçimde değişebileceğini düşünüyorum:

“otistik bireylerin beyninde kalıcı, süreğen immün aktivasyon olayı yaşanmaktadır.”

Haklıysa ve alüminyumdan adjuvan da bu immün aktivasyonun birinci derecedeki tetikleyicisi ise, o zaman şimdi mne süreceğimiz fikirler otizmli çocukların sergiledikleri belirtileri azaltmada faydalı olabilir. (Burada bahsi edilen ürünlerin örnek olsun diye verildiğini, herhangi bir ürün veya marka tavsiyesi yapmadığımı, burada bahsi geçen herhangi bir ürün veya fikirden ticari bir çıkarım olmadığını belirtmek isterim):


1. Alüminyumdan adjuvanın bedenden temizlenmesi lazım.

Silika ve zeolitlerin vücuttan alüminyumu arıtmada iki muhtemel seçenek olarak görüldüğünü biliyorum. Alüminyumdan adjuvan için de işe yararlar mı? Hiçbir fikrim yok. VP epey bir bilimsel araştırmaya da atıfta bulunarak alüminyum temizliği hakkında yazmış gözüküyor. Dr. Exley’nin de silikadan zengin maden suyu içimini önerdiğini biliyoruz. Piyasadaki çeşitli sular üzerine kaleme alınmış şu yazıya bakabilirsiniz:

 

2. Ketojenik diyet düşünülebilir.

Ketojenik beslenme tarzının farelerde immün aktivasyonu söndürmedeki etkisini anlatan bu çalışmayı gördüğümde müthiş heyecanlandım. Ketonlar beyindeki enflamasyonu azaltıp, beynin sürekli aktif ve alarm durumundaki immün sisteminin şalterini indirebilir mi hakikaten?

“KD [ketojenik diyet] ile metabolik tedavinin, MIA [maternal immün aktivasyonu] fare modelinde gözlemlenen OSB benzeri davranışlarda düzelme sağladığı, hatta tamamen ortadan kaldırdığını göstermiş bulunuyoruz.]

Ketojenik diyetin yıllardır nöbet aktivitesi azaltmada kullanıldığını da belirtelim. Keton bilimi bu ara bir devrim yaşıyor adeta, insanların vücuda dışarıdan hazır keton almasını ve ketosise daha çabuk girmesini sağlayan “eksojen keton” destekleri çıkıyor piyasaya. Bu eksojen ketonlar iyileşmeyi hızlandırabilir mi acaba? Bilmem, ama tek başına bu çalışma bile bu konuya eğilmekte fayda olabileceğini gösteriyor sanki.

2014’ten başka bir çalışmayı daha görün mesela: Ketojenik Diyetin Otizm Spektrum Bozuklukları Tedavisindeki Potansiyeli. Ve bir de, otizmli çocuklarda ketojenik diyetin etkisini çalışmış bir çalışma var, üstelik ta 2003 yılından kalma.


3. Mikrobiyom iyileştirilmeli.

Alüminyumdan adjuvanın gastro-entestenal (mide-bağırsak) sorunlara yol açabildiğini biliyoruz. Peki ama nasıl iyileştireceksiniz şimdi o sistemi (mide-bağırsak yolundaki mikrobiyel evreni)? 2013’ten bir çalışma sindirim sistemi mikrobiyotası ile immün aktivasyon ve otizm arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor:

“Elde ettiğimiz bulgularla, insandaki bir komensal (ortakçı) bakterinin farelerde OSB ile ilintili GI (mide bağırsak yolu) eksiklikleri ve davranış anomalilerinde düzelme sağlamasına olanak veren yeni bir mekanizmayı ortaya koyuyor ve OSB prevelasındaki hızlı yükselişte mikrobiyomu hastalık gelişimine katkısı olan önemli çevresel nedenlerden biri olarak öneriyoruz. Burada transformatif bir konsept öne sürerek otizmin, en azından kısmi olarak, sindirim sistemini de içeren ve bu yolla immün, metabolik ve sinir sistemlerini etkileyen bir hastalık olduğunu söylüyor ve mikrobiyom mediasyonlu terapilerin OSB tedavisinde güvenli ve etkili olabileceğini ifade ediyoruz.”

“Karnı onaracak” pekçok farklı doğal tedavi yöntemi var, size düşen bunları danıştığınız sağlık profesyoneli ile görüşmek.

Daha yenice bir çalışma da şu: Mide-Bağırsak Mikrobiyomunun Otizm Spektrum Bozukluğunda Yeni Ortaya Çıkarılmakta Olan Rolü.


4. D Vitamini

VP’nin sitesinde D vitamininin immün aktivasyonu azaltmada nasıl rol oynayabileceğine dair mükemmel bir bölüm var, şöyle diyor orada:

D vitamini immün aktivasyonu, özellikle de IL-17 üretimini son derece azaltıyor. Enflamatuvar veya otoimmün özellikte aklınıza gelebilecek hemen her tür hastalık da dahil olmak üzere D vitamini çok sayıda hastalıkta iyileşme sağlıyor. D Vitamini aynı anda hem immün sistemin patojen imha yeteneğini geliştiriyor hem de enflamasyonu alıyor. Optimal sağlık için istediğiniz şey tam da bu işte: yüksek immün fonksiyon, düşük de enflamasyon. Vücut yeterli D vitaminine sahipse, immün sistem tehlikeli derecede aktivasyona girmeden patojen temizliği yapabilir.

İmmün sistem aktive olduğunda D vitamini tüketmeye başlar. Enfeksiyon ve enflamasyon mevcudiyetinde metabolizması hızlanan bir besin maddesidir bu. Dolayısıyla da, enflamatuvar sağlık sorunu olan kişilerin D vitamini ihtiyacı daha yüksek olacaktır. Dışarıdan daha yüksek dozda D vitamini takviyesi yapmaları lazımdır ki sağlıklı kabul edilen kan değeri seviyelerine ulaşabilsinler. Otizmde sürekli mahiyette bir immün aktivasyon mutlaka sözkonusu olduğundan, otistiklerin normal insanlardan daha fazla D vitaminine ihtiyacı vardır.

Aşağıda da, D vitamini takviyesiyle sahip olduğu otistik belirtilerde büyük düzelme yaşayan Çinli çocuğa ait vaka takdimini görüyorsunuz:

 

5. Selenyum

Alüminyum kaynaklı oksidatif streste IL-6 sitokininin selektif şekilde devreye girmesi selenyum ile önlenebilmekte Journal of Trace Elements in Medicine and Biology [Tıp ve Biyolojide İz Elementler Dergisi], 2012, Dale Viezeliene, Piet Beekhof, Eric Gremmer, Hiliaras Rodovicius, Ilona Sadauskien, Eugene Jansen, Leonid Ivanov

Litvanya ve Hollanda’lı bilimadamlarının yürüttüğü bu harikulade çalışma iki noktayı iyice belirgin hale getirmiş oluyor:

• Alüminyum farelerde IL-6 seviyelerini arttırıyor.
• Selenyum minerali alüminyumun olumsuz etkilerini bir nebze azaltıyor.

“Dolayısıyla, selektif olarak IL-6 konsantrasyonunda görülen artışın da yansıttığı üzere, Al [alüminyum]’a kısa süreli maruziyetin karaciğerdeki hücreiçi oksidatif stres süreçlerini olumsuz etkileyeceği sonucuna varılmıştır. Sürecin tamiri ise, glutatyon redoks sisteminin bir parçası olarak aynı anda uygulanacak Se [selenyum] iz elementi ile mümkündür.”

Peki ya bundan sonra neler yapılabilir?

Otizmin–ve bağlantılı diğer pekçok otoimmün rahatsızlığın—nasıl oluştuğuna dair resim tamamlanmak üzere diye düşünüyorum. Ağırlıklı olarak son 5 yıldır ortaya konan çalışmalarla tüm dünyadan bilimadamlarının sunduğu katkı sayesinde, alüminyumdan adjuvanın oluşturduğu immün aktivasyon olayı ile bedende otizmi nasıl tetiklemekte olduğunu, bunun biyolojik mekanizmasını çözmek üzereyiz.

Kanadalı bilimadamı Chris Shaw

Burada verdiğimiz bütün bu çalışmalar hakikaten doğru mu söylüyor? Bu kadar basit olabilir mi otizmin açıklaması? Alüminyumdan adjuvanlı aşı sayısı arttı diye mi ortaya çıktı bu koca otoimmün hastalık salgını? Kaldı ki otizm bu otoimmün taarruzun en ağır tezahüratı, fakat kesinlikle tek de değil. Bu besin alerjileri, DEHB, öğrenme özürleri, egzama, diyabet salgını da aynı neden-sonuç ilişkisine dayanıyor olabilir mi?

Tutup bir immün sistem antagonisti (alüminyumdan adjuvan) enjekte etmek vücutta immün aktivasyon oluşumunu garantileyeceğine göre, çocuklarımızın beyninde tam olarak böyle bir şey mi yaratmış olduk? Hafif ölçekte etkilenmiş olsa dahi çocuklar, onların beyninde de var mı bu süreğen, kalıcı immün sistem aktivasyonu? Dünyanın dört köşesinden çıkıp enjeksiyonla verilen alüminyumun çocuklarımıza ne yaptığını anlatmaya çalışan, bu konuda bizleri uyaran bilimadamlarına inanalım mı inanmayalım mı?

ABD, Kanada, Fransa ve İsrail’den bilimadamları aşılarda kullanılan alüminyumla ilgili olarak ikaz üzerine ikazda bulunuyorlar

“…80 yıldır kullanımda olmalarına rağmen, Alüminyumdan adjuvanların güvenlik bildirimlerinin bilimsel kanıt yerine varsayımlara dayalı çıkması bizim için de şaşırtıcı oldu. Örneğin, Al adjuvanların bebek ve çocuklardaki toksikolojisi ve farmakokinetiği hakkında hiç bilgi yok…Bu gözlemlere rağmen çocuklar, rutin çocukluk çağı aşılama programları vasıtasıyla yetişkinlerden çok daha yüksek seviyelerde Al adjuvan almaya devam ediyor.”

– Dr. Chris Shaw, British Columbia Üniversitesi (Kanada), 2012

“Biyodegradasyonu zayıf bu adjuvanın popülasyona mütemadiyen artan dozlarda verilmesi, özellikle gereğinden fazla aşılanma veya henüz olgunlaşmamış/yapısı değişime uğramış kan-beyin bariyeri açısından düşünüldüğünde sinsi bir tehlike halini alabilir.”

– Dr. Josette Cadusseau, Universite Paris-Est Creteil (Fransa), 2013 

“Yürütülen deneyler alüminyumdan adjuvanların insanda ciddi immünolojik bozukluklara yol açma potansiyelini ortaya koymuştur. O yüzden, alüminyumlu aşıların sağlık açısından oluşturduğu tehdide netlik kazandırılmasına çalışılmalıdır.”

– Dr. Yehuda Shoenfeld, Tel-Aviv Üniversitesi (İsrail), 2013

“Aşı yoluyla vücuda alınan alüminyum ile ilgili problem aslında iki yönlü: a) ortada viral veya bakteriyel herhangi bir tehdit yokken de vücudu immün yanıt oluşturmak durumunda bırakıyor, b) merkezi sinir sistemine nüfuz edebiliyor. Türlü formlarda alüminyumun yine de nörotoksik etki göstereceği fazla tartışılır tarafı olmayan bir konu esasında.”

– Dr. Lucija Tomljenovic, British Columbia Üniversitesi (Kanada), 2013

“Periferde fagositlerce yutulmuş alüminyum ve biyoçözünürlüğü düşük diğer maddeler bu yolla kan ve lenf sisteminde dolaşıma girer ve enfeksiyöz partiküllerce kullanılana benzer bir Truva atı mekanizmasıyla beyne giriş yapar. Daha önce yapılan deneylerle vücuda alüminyum zerkinin MSS (merkezi sinir sistemi) fonksiyonunda bozulma ve hasara yol açtığı gösterilmiş olup, alüminyum için güvenli kabul edilecek değerin tam olarak ne olması gerektiği ile ilgili zihinlerde soru işareti oluşmuştur.”

– Dr. Romain K. Gherardi, Universite Paris-Est Creteil (Fransa), 2013

“[Alüminyumdan adjuvanın] güvenliği ile ilgili endişeler, bazı kişilerde immün sistem hücreleri içinde hiç beklenilmediği kadar uzun biyopersistans gösterdiği anlaşılıp da, alüminyum ihtiva eden aşı uygulamalarından sonra kronik bitkinlik sendromu, bilişsel fonksiyon bozukluğu, miyalji, disotonomi ve otoimmün/enflamatuvar özellikli hastalıklara dair bildirimler gelmeye başladıktan sonra oluşmaya başladıDünya genelinde aşı temelli stratejilere olan muazzam yöneliş düşünüldüğünde, bu çalışma bizlere alüminyumdan adjuvanın toksikokinetiğinin ve güvenliğinin yeniden değerlendirmeye alınması gerektiğini göstermektedir.”

– Dr. Guillemette Crepeaux, Ecole Nationale Veterinaire d’Alfort (Fransa), 2016

 

Bütün bu hasta çocuklar için hiç iyileşme ümidi var mı? Hasar almış çocukların vücudundan alüminyumu arıtır, beyne keton ulaştırır, bağırsakları onarır ve D vitamini desteği yaparsak otizm ve diğer sorunlarını hafifletebilir miyiz acaba?

Diğer bir önemli nokta da, tüm bu muhteşem çalışmaları ortaya koymuş bilimadamları biraraya gelip dünyaya öğrenmekte olduklarını anlatırlar mı acaba? Çıkardıkları bilimsel yayınlarda gözlerden ırak, öylece gömülü duran ikaz ve ihtiyat çağrılarını alıp, kamuoyu önüne çıkıp anne-babaları uyarmak isterler mi bu gitgide netleşen tabloyla ilgili? Ahlaken gerekli cesareti ortaya koymaktan çekinmeyeceğini gösteren Dr. Exley’nin şu son sözleri yüreklendiriyor hakikaten de bizleri:

“Her adımını dikkatli atan, ziyadesiyle temkinli biriyimdir. Kesin zaruri olmadıkça boynumu giyotine uzatmam. Fakat o gün bugündür.”

Milyonlarca çocukta otizmin nasıl tetiklendiğini anlamaya çok çok daha yakın olduğumuzu düşünüyorum ve bu yazının da hakikate giden yolda bizleri bir adım daha ileri taşımaya yardımcı olacağını ümit ediyorum. Gecesini gününe katarak otizmli oğlunun veya kızının mümkün olan en iyi koşullarda yaşamına devam edebilmesi için elinden geleni yapmakta olan ebeveynlerimiz de, otizmin oluşum mekanizması daha iyi anlaşıldığı takdirde çocuklarının iyileşme şansının artacağından emin olabilirler.

 

 

J.B. Handley otizmli evlat sahibi bir babadır. Eşiyle birlikte otizm alanında ailelere ulusal çapta hizmet sunan Generation Rescue adlı hayır kurumunu kurmuştur. Stanford Üniversitesi’nden derece ile mezun olduktan sonra finans sektöründe çalışmaya başlamıştır. Kaleme aldığı diğer yazılar arasında “Bir Ebeveyne Gereken Tek Aşı Kılavuzu”, “Kızgın Bir Babanın Aşı-Otizm Bilimine Giriş Kılavuzu” ve “CDC Çalışanlarının Koridorlara Çıkıp Ağlaması için 7 Neden” bulunmaktadır. J.B. Handley “How to End the Autism Epidemic”  (Otizm Epidemisini Nasıl Bitiririz) isimli bir de podcast yayınına başlamıştır. İlk altı söyleşisinine şuradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Yazı dizisinin 1 bölümü için: İngiliz Bilimadamları Otizm Bulmacasını Çözdü mü Ne?

Yazı dizisinin 2. bölümü için: Fransız Bilimadamları Otizm Bulmacasını Çözdü mü Ne?

Yazı dizisinin 3. bölümü için: Doktorlara Yönelik ‘Aşı-Otizm Bilimine Giriş’ Dersi

Yazı dizisinin 4. bölümü için: Fareler ve İnsanlar: Hepimiz Lennie Small’uz?

Yorumlar