Herkesin dilinde El-Ayak-Ağız hastalığı, vakalar gitgide artıyor deniyor, insanlar teyakkuzda, “sağlık” siteleri “kırmızı alarm” veriyor, “uzman”lar aileleri uyarıyor da uyarıyor dikkat edin diye. Şaşkınlıktan küçük dilimizi yuttuk resmen, değil mi? Iııh yok … pek değil esasında, çünkü bu El-Ayak-Ağız hastalığının ne olduğunu az çok bilen herkes buna neyin yol açtığını da, çook eskiden buna ne dendiğini de (öhöm … “polio”) ve niye birdenbire büyük bir mesele haline getirilmiş olduğunu da gayet iyi bilir. (Evet evet, doğru tahmin ettiniz, aşısı geliyor yakında.)

El-Ayak-Ağız Hastalığı (EAAH) çocuklarda yaygın şekilde görülen ve mide bulantısı, halsizlik, ateş, iritabilite/uyartıya aşırı duyarlılık hali, soluk renkli döküntü, ağızda/ellerde/ayaklarda vezikül ve yara oluşumu ile kendini belli eden bir hastalık olup pekçok farklı virüsten kaynaklanabilir, ki bunlar arasında en sık karşılaşılanları A 16 tipi Koksakivirüs, Enterovirüs 71 ve diğer enterovirüslerdir (bağırsak virüsleri).

Fakat gelin biz buna asıl ismiyle hitap edelim, yani polio diyelim. Şaşırdık mı? Şaşırmayalım; polio aşısı 1950’lerde sahneye çıkmadan ve aşıyı olduğundan başarılı göstermek için bir de polio teşhis kriterleri değiştirilmeden önce bizim bu EAAH’ya aynen polio deniyordu işte. (Hay aksi şeytan!)

Tamam, polio’ya yol açan bizzat poliovirüsüdür, de ta ne zamandan bahsediyoruz, ortada laboratuvar tetkiki yok bir şey yok! Koksakiler ve enterovirüsler–bizim bu El-Ayak-Ağız Hastalığı’na (ve tabii viral/aseptik menenjit, [Fransız Polio’su denilen] Guillain-Barre Senromu, Steven-Johnson Sendromu, transvers miyelit, Kronik Bitkinlik Sendromu ve diğer “paralitik polio benzeri hastalıklar”a da) yol açan aynı virüsler bunlar ve bunların tümüne birden–aşıdan önce–konulan tanı ‘polio’ idi işte.

Aşının piyasaya çıktığı aynı yıl polio’nun “tanımı” da değiştirilince “polio” vakaları otomatikman düşüyor tabii ve bütün kredi aşının hanesine yazılıyor. Oysa artık ayrımı yapılmaya başlanmış bu diğer hastalık kategorilerine bakıyorsunuz, aşıdan sonra hepsinde birden vakalar yükselişe geçiyor. Eh polioyu “eradike ettik” ya artık (arkada parmağımızı çaprazladık), eskiden poliodur bu diye aynı sepete attığımız ne hastalık varsa bir bir bunlara aşı çıkartabiliriz artık. Skor tablosu fırıl fırıl dönüyor, yazar kasa işliyor! “İş”i bileceksin!

Poliovirüsleri ve koksaki virüsleri aynı cins virüsler (bunlara “enterovirüsler” deniyor) ve siz aşıyla virüsleri manipüle etmeye başladığınızda bu defa virüsün diğer tipleri/suşları mutasyona uğrayıp başkalaşıyor, ya daha baskın hale gelip görülme sıklığı artıyor ya da güçsüzleşip ortadan kaybolup gidiyor, ve fakat bu durum her şekilde bizlerin diğer enfeksiyonlara yakalanma riskimizi doğrudan etkiliyor. Bu EAAH’ya en çok yol açan virüslerden enterovirüs 71 suşunun mesela, özellikle polio aşısının provoke ettiği immün yanıta bağlı etkinlik gösterdiği biliniyor.

Qiben Leng ve Annie De Groot adlı çalışma yazarları diyor ki, ara ara başgösteren bu [EAAH] salgınlar[ı] polio aşısı korumadığı veya aşı ‘tutmadığı’ için olabilir […] ve hastaların geliştirmiş olduğu EAAH belirtilerinin şiddetini belirleyen faktör Polio virüsüne karşı düzgün şekilde bağışıklanmış olup olmadıkları olabilir.

Yani şimdi neymiş? Bu polio aşısı zaten nüfusun %95’inde herhangi bir hastalık belirtisi dahi oluşturmadan geçip giden bir hastalığı önlesin diye sahneye çıkarılmış, aşıyı başarılı göstermek için tıbbi teşhis kriterleri de değiştirilmiş, ilk piyasaya sürülen canlı aşıdan kaynaklı felç vakalarının önüne geçebilmek için yerine inaktive polio aşısı kullanıma alınmak zorunda kalınmış, (bizim bu EAAH’ye yol açanlar da aralarında olmak üzere) diğer enterovirüs suşları daha baskın hale gelmiş, bu suşlara vücudun vereceği immün yanıt kişinin olduğu polio aşısının tutup tutmadığına bağlı olarak değişiyormuş ve çözüm de, eskiden tıbbın topuna birden polio deyip geçtiği türlü hastalıkları yapan virüslerin hepsi için tek tek yeni aşı geliştirmekmiş. Polio öldü yaşasın El-Ayak-Ağız hastalığı!

Peki mühim bir tarafı var mı bu hastalığın?

Kime sorduğunuza bağlı. Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün (National Istitute of Health) Nadir Görülen Hastalıklar Dairesi (The Office of Rare Diseases (ORD)) El-Ayak-Ağız Hastalığı’nı her sene 200,000’den az kişi geçirdiği için “ender hastalık” kategorisinde veriyor. CDC salgınların daha ziyade Asya kıtasında görülmekte olduğunu ve ekseriya da herhangi bir sağlık komplikasyonu olmaksınız hastalığın atlatıldığını söylüyor. Dünya Sağlık Örgütü bunun için sık görülen/hafif enfeksiyonel hastalıktır diyor, virüsle karşılanlarda herhangi bir belirti geliştirmeyenler bile oluyor, belirti varsa da sonuçta (virüsün o suşuna) bağışıklık geliştirmiş oluyorsun işte diyor. İstatistikler ufak çaplı EAAH salgınlarının kimseler pek farkına bile varmadan gelip geçtiğini gösteriyor.

Peki ya geliştirdiği aşısını pazara sürmeye hazırlanan ilaç şirketi için durum ne olabilir acaba? Yeni zika veya diyelim eboladan farksız olacaktır elbette EAAH firma için. Aşılarına bir pazar yaratmak zorunda sonuçta bu insanlar, o halde bizzat şahit olduğumuz gibi anaakım medya hemen konuyla ilgilenecek, Twitter’da yeni bir hashtag açılacak ve tabii bu basit ve zararsız çocukluk çağı hastalığı ile ilgili topluma “korku” salınmaya başlanacak. Şu gerçekle de yüzleşmek lazım sonuçta, bu adamlar su çiçeğini, kızamığı alıp öcü diye tıp camiasına da topluma da yutturabilmişlerse şayet, bunu da pekala becerebilirler.

El – Ayak – Ağız Hastalığından nasıl kaçınabiliriz?

Gayet basit aslında. EAAH dışkıdan, salyadan, sümükten ve yara cerahatinden (ki bu da aşılılarda daha sık görülür zaten) bulaşır. Eh o zaman ne yapacaksınız demektir? Çocuğunuza sümüğüyle oynanamasını, sümüğünü yememesini, başkasına sürmemesini, onu bunu alıp ağzına sokmamasını veya başka çocuklara sürmemesini tembihleyeceksiniz. Popolarını kakadan sonra mutlaka temizlemelerini sağlayacaksınız, ellerini nasıl yıkamaları gerektiğini göstereceksiniz.

Ev temizliğinde Melaleuca veya eterik yağ gibi seçenekleri de tercih edebilirsiniz, çocukların ne yolla bu virüsü etrafa saçabileceğini (viral shedding) anlattık, bunları gözönünde bulundurarak önlemlerinizi buna göre alabilir biraz da işe kendi yaratıcılığınızı katabilirsiniz–aşılardaki türlü toksinlerdir, maymun parçalarıdır, bebek (cenin) kalıntılarıdır, hiiiç bu tür komedi işlere kalkışmanıza gerek yok yani.

Çocuğunuz EAAH’yi kaptı diyelim, panikleyecek bir durum yok. Yulaflı banyo suyunuzu hazırlıyorsunuz, epsom tuzunuz hazır, çiğ hindistancevizi yağınız da var elinizin altında, gelsin eterik yağlar, enfeksiyon savaşçısı C vitamini veya bundan zengin gıdalara yer açılsın diyette, tamamdır. Ve tabii hasta çocuğunuzu ne yapmıyorsunuz? Toplum içine sokmuyor, başkalarına bulaşmasını önlüyorsunuz hastalığın. Kalacaklar evde sizinle, akşam 18.00 dediniz mi yataktalar, erken uyuyup dinlenecekler. Koyun kendinize de bir sahlep, geçin TV karşısına, açın Netflix’ten bir şey siz de uzatın ayaklarınızı oturun. Bu El – Ayak -Ağız hastalığı hakikaten yükselişteyse birkaç dizi/şov daha eklemekte fayda var Netflix’ten kendimize, öyle değil mi yani?

 

 

YAZARI TANIYALIM

Üniversiteden  19 yaşında siyaset bilimci olarak mezun olan Megan, yirmi iki yaşında bir de hukuk fakültesi bitirerek diplomalarını zenginleştiriyor. Kendisi Living Whole blogunun yazarı, Doğal Sağlık Eğitimcisi ve aynı zamanda bir doğal tıp uzmanı (NATURAPAT). Aralarında evlatlık edindiği çocuklar da olmak üzere tam beş çocuk sahibi, anne.

“Is Hand, Foot, and Mouth Disease Really a Big Deal?” başlıklı yazısının orijinalini buradan okuyabilirsiniz.

 

Yorumlar